Geçtiğimiz aylarda hukuki çözüm arayışları noktasında Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı (UAD) nezdinde başlattığı süreç gündemi meşgul etti. Bu davaya şimdiye kadar resmi beyanlarla Nikaragua, Kolombiya, Libya, Meksika ve Filistin katılma talebinde bulundu. İlerleyen dönemde, özellikle soykırım yargılamalarının başlamasıyla birlikte katılan devlet sayısının artacağı açık. Nitekim Türkiye, Mısır ve İspanya gibi pek çok ülke de davaya katılacağını beyan etti. Bu gelişmelerin yanında Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) başsavcısı Karim Khan da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant için tutuklama kararının verilmesini talep etti.

Hukuki çözüm arayışlarının bir diğer yönü ise İsrail’i ya da İsrailli siyasetçileri destekleyen, hatta silah yardımı gibi faaliyetlere devam eden ülkelerin ya da bu ülkelerin liderlerinin hukuki sorumluluğunun gündeme gelip gelemeyeceği meselesi. Bu noktada, ihtiyati tedbir talepleri reddedilmiş olsa da Nikaragua’nın Almanya aleyhine UAD nezdinde açtığı dava hatırlanmalı. Yine Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başta olmak üzere bazı Batılı ülkelerde siyasetçilerin hukuki sorumluluğuna yönelik olarak iç hukuk süreçlerinin başlatıldığı görüldü.

Biden, Blinken ve Austin için açılan dava

İsrail’in hukuki açıdan hesap verilebilir bir zemine çekilmesi yönünde çabalar sürüyor. Bunun dışında İsrail’e destek veren siyasetçiler için de hukuk mekanizmalarının işletilmeye çalışıldığı görülüyor. Bu yönde en ciddi teşebbüsler ABD’de yaşandı.

Anayasal Haklar Merkezi (Center For Constitutional Rights) tarafından temsil edilen Çocuklar İçin Evrensel Koruma (Defence For Children International) gibi çeşitli Filistinli insan hakları örgütleri ve Gazze’de yakınlarını kaybeden bazı Filistinli bireyler 13 Kasım 2023 tarihinde Amerikan Federal Mahkemesine bir dilekçe sundu. Dilekçe sonrası açılan davada 3 kilit ismin yargılanması talep edildi: Başkan Joe Biden, Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Savunma Bakanı Lloyd Austin. Davacıların esas dayanağı, ABD’nin 3 üst düzey yöneticisi tarafından 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ve bunun iç hukuktaki yansıması olan 1987 tarihli Soykırım Uygulama Yasası tarafından kabul edilen soykırımı önleme yükümlülüğüne aykırı eylemlerin varlığı. Bu bağlamda ABD’li yetkililerin 7 Ekim’den bu yana İsrail’e sağladığı koşulsuz diplomatik ve askeri destekle silah yardımı gibi eylemlerin dosya kapsamında detaylı şekilde öne çıkarıldığı ve iddiaların bu eylemlere dayandırıldığı görülüyor.

Dosyaya oldukça önemli ilim adamlarının uzman görüşleriyle katkı sunduğunu belirtmek gerekir. Uzman görüşlerinin de soykırım önleme yükümlülüğüne yoğunlaştığı anlaşılıyor.

ABD’de açılan davada neler oldu?

UCM Savcısı'nın hem Netanyahu hem de Heniyye hakkındaki yakalama talebi ne anlama geliyor? UCM Savcısı'nın hem Netanyahu hem de Heniyye hakkındaki yakalama talebi ne anlama geliyor?

Amerikan Federal Mahkemesi’nde görülen bu davada öncelikli olarak davacılar tarafından sayılan isimlerin İsrail’e koşulsuz destek vermesini yasaklayan bir ivedi tedbir kararı talep edildi. Uzun vadede ise 3 ismin soykırım sözleşmesine ve bunun iç hukuktaki yansıması olan uygulama yasasına aykırı şekilde soykırımı önleme yükümlülüğü ile çelişen eylemlerinin tespiti gündeme getirilmişti. Kasım ayında açılan bu davaya sivil toplumdan ciddi katılım olmuştu. Amerikan-Arap Ayrımcılıkla Mücadele Grubu (American-Arab Anti-Discrimination Committee), Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi (the Council on American-Islamic Relations), Arap-Amerikan Sivil Haklar Birliği (the Arab-American Civil Rights League) gibi gruplar davaya taraf olmaksızın sundukları görüş ve delillerle davacıların taleplerini desteklediler.

31 Ocak 2024 tarihinde mahkeme, davacının iddialarını makul bulduysa da yetkisizliğini ileri sürerek davayı reddetti. UAD’de görülen davaya atıfta bulunarak, özellikle dış politikaya ilişkin siyasi kararlarla ilgili bu türden davalarda mahkemenin karar veremeyeceğini gerekçe gösterdi. Geçmişte de pek çok defa görüldüğü gibi ABD Federal Mahkemeleri genel olarak yürütme sahasındaki siyasi kararlara karışmama eğiliminde. Aksi yönde bir yargı kararının yürütme ve yargı erkleri arasındaki ayrıma aykırılık teşkil edeceği düşünülür. Karar kapsamında son olarak; İsrail’in eylemlerinin soykırıma varmasının muhtemel olduğu gerekçesiyle Biden başta olmak üzere siyasi karar alıcılara bu konuda inceleme yapma çağrısında bulunulmakla yetinildi.

Bu kararın ardından davacı sivil toplum kuruluşları itirazda bulunarak soykırıma desteğin sorgulanamaz bir politika olamayacağı beyanıyla 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ve bunun iç hukuktaki yansıması olan 1987 tarihli Soykırım Uygulama Yasası gibi metinler kapsamındaki hükümleri hatırlattı. Hemen sonrasında Temyiz Dairesine başvuruldu. 10 Haziran 2024 tarihinde Dokuzuncu Temyiz Dairesi’nde yapılacak duruşmalara ilişkin nihai kararın da yakında çıkması beklenebilir.

İsrail’e destek veren ülkelerin ve siyasetçilerin hukuki sorumluluğu söz konusu olabilir mi?

İç hukuk kapsamındaki teşebbüslerin en ilgi çekici örneği ABD’de yaşandı. ABD’de açılan dava daha sonra İngiltere gibi diğer ülkelerde açılan davalar için öncül nitelikte olduğundan dolayı önem taşıyor. Uluslararası organlarda İsrail’e hesap verenlerin hukuki sorumluluğuna yönelik arayışlara ise Nikaragua’nın Almanya’ya Gazze Şeridi'nde devam eden muhtemel soykırıma ve uluslararası insancıl hukukun diğer emredici normlarının ciddi ihlallerine katılımı ile ilgili açtığı dava örnek verilebilir. Bu davada ihtiyati tedbir talepleri reddedildiyse de İsrail’i destekleyen devletlere yönelik ilk defa uluslararası organlarda bir adım atılmış oldu.

Bu gibi teşebbüslerden halihazırda herhangi bir netice çıkmamışsa da İsrail ve İsrailli yetkililer için UAD ve UCM gibi organlarda devam eden süreçlerdeki gelişmelere bağlı olarak çeşitli gelişmelerin yaşanması muhtemel. Devletlerin ya da siyasetçilerin hukuki olarak şu aşamada cezalandırılması pratik olarak mümkün gözükmüyor. Bununla birlikte uluslararası organlardaki muhtemel gelişmelere bağlı olarak İsrail’e silah desteğinin veya maddi yardımın ABD veya İngiltere gibi ülkelerde tedbirler vasıtasıyla durdurulması ya da siyasetçilerin bu mekanizmalarla ciddi baskı altına alınması gündeme gelebilir.

Öte yandan, ulusal mahkemelerde yaşanan gelişmelerin uluslararası yargı organlarında yeni gelişmeleri tetiklemesi de ihtimal dahilinde. Halihazırda iç hukuk mahkemelerindeki davaya ciddi delillerin sunulduğu görülüyor. Bunların ilerleyen dönemlerde UAD ve UCM bünyesindeki süreçlerde delil olarak kabulü mümkün. Aynı zamanda yeni davalar veya yeni tutuklama talepleri de söz konusu olabilir. Çünkü, örneğin ABD ve İngiltere’deki ulusal mahkemelerde açılan davalardaki temel dayanak soykırımı önleme yükümlülüğünü ihlal. Bu da 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi kapsamında kabul edilen ve UAD’nin yetki alanına giren bir konu.

[Dr. Abdullah Musab Şahin Hukukçudur.]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Orta Doğu Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.