Kudüs'te yaşayan Filistinli aileler, İsrail makamlarının "Yaşam Merkezi" kriterini kanıtlama zorunluluğu nedeniyle sistematik bir mahremiyet ihlaliyle karşı karşıya kalıyor. İsrail Ulusal Sigorta Enstitüsü müfettişleri tarafından gerçekleştirilen baskınlar, ailelerin en mahrem alanlarını birer suç mahalline dönüştürüyor.
Yaşam Merkezi araştırması ve mahremiyet ihlali
Müfettişler, ailelerin gerçekten Kudüs'te yaşayıp yaşamadığını tespit etmek bahanesiyle buzdolaplarını açıyor, çöp kutularını karıştırıyor ve elektrik sayaçlarını kontrol ediyor. Hukuk merkezlerinin raporlarına göre, müfettişler yatak odalarına girerek şahsi eşyaları karıştırıyor ve hatta yastık altlarına gizli işaretler bırakarak ailenin evi kullanıp kullanmadığını test ediyor. Bu onur kırıcı uygulamalar, Filistinlilerin şehirdeki ikamet haklarını, çocuk kayıtlarını ve sosyal güvenlik imkanlarını ellerinden almak için birer araç olarak kullanılıyor.
Teknoloji yoluyla gece takibi ve DNA testleri
2026 itibarıyla denetimler dijital boyuta taşınmış durumda. Müfettişler, gece yarısı WhatsApp üzerinden görüntülü arama yaparak Filistinlilerden anlık konum paylaşmalarını veya evin içini göstermelerini talep ediyor. Ayrıca, İsrail İçişleri Bakanlığı, çocukların kayıt altına alınması için yüzlerce aileden yüksek maliyetli DNA testleri isteyerek ebeveynlik bağlarını sorgulamaya başladı. Ulaşım kartları (Rav-Kav) üzerinden yapılan hareket takibiyle Filistinlilerin şehir dışına çıkıp çıkmadığı denetlenirken, bu durum BM ve insan hakları örgütleri tarafından demografik bir "temizlik" çabası olarak nitelendiriliyor.