Amerikan Yönetimi İsrail’in Gazze saldırıları başladığı günden itibaren kendi çıkarları doğrultusunda hareket etti. İsrail’in şiddetine karşı Amerika Birleşik Devletleri'nden (ABD) gelen oransal sınırlama önerileri her defasında İsrail yönetimi tarafından olumsuz karşılandı. ABD Başkanı Joe Biden tarafından özellikle bölgeye gönderilen Dışişleri Bakanı Antony Blinken dahil birçok yüksek düzeyli temsilcinin yaptıkları öneri ve pazarlıklardan eli boş döndüğünü biliyoruz. Görmezden gelinmekten rahatsız olan Biden, kendisini İsrailli liderlere açıkça ifade etmenin daha dramatik bir yolunu seçti ve mühimmat gönderimini duraklattı.

Mühimmat duraklatma ne anlama geliyor?

ABD-İsrail askeri tarihine baktığımızda Amerikan Başkanları’nın daha önce de hoşnutsuzluklarını belirtmek veya politikayı etkilemek için İsrail'e yardımı durdurduğunu görüyoruz. Eski ABD Başkanı Ronald Reagan, İsrail'in Lübnan'a müdahalesinden duyduğu memnuniyetsizlik nedeniyle savaş uçaklarının ve diğer mühimmatın sevkiyatını birçok kez ertelemişti. Eski ABD Başkanı George W Bush ise Amerikan parasının Batı Şeria'daki yerleşim inşaatlarını finanse etmek için kullanılmasını önlemek amacıyla 10 milyar dolarlık konut kredisi garantilerini ertelemişti. Ancak bugün yaşanan şartlar İsrail Savunma Kuvvetleri’nin kapasitesini ve iki ülkenin ilişkilerini etkileyebilecek zorlukları barındırıyor.

Biden yönetiminin geçen hafta yaptığı açıklamada, ABD silahlarının Gazze'deki İsrail güçleri tarafından Uluslararası İnsancıl Hukukla (UİH) bağdaşmayacak şekillerde kullanıldığını değerlendirmenin mümkün olduğunu, ancak resmi olarak İsrail'in UİH hükümlerini ihlal ettiğini söylemekten imtina ettiğini söyledi. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından kısa süre önce hazırlanan raporda, potansiyel ihlallere ilişkin soruşturmaların devam ettiği belirtilirken, Washington'ın ABD silahlarının uluslararası insancıl hukukun iddia edilen ihlallerinde özel olarak kullanılıp kullanılmadığını doğrulayacak tam bilgiye sahip olmadığı kaydedildi.

Biden, İsrail’in güvenliği sağlama adına, geçen ay İran'ın füze ve insansız hava aracı bombardımanı karşısında iyi performans gösteren İsrail'in ana hava savunma sistemi Demir Kubbe için ABD’nin mühimmat sağlamaya devam edeceğini vurguladı ancak Washington'ın, İsrail'i bu bölgelerde savaşı sürdürme kabiliyetinden uzaklaştıracak bir hamle olarak saldırı silahlarını sağlamayacağını söyledi. Sevkiyatı durdurulan 3 bin 500 mühimmat arasında hem 2 bin kiloluk hem de 500 kiloluk bombalar yer alıyor.

ABD, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana uçaklarından 2 bin kiloluk bomba atarken, mevcut versiyonların tarihi Vietnam Savaşı'na kadar uzanıyor. Bu, motoru olmadığı için daha yüksek yük taşıyabilen, havadan atılan ve ABD envanterindeki en büyüklerden olan bir mühimmat. Bu 2 bin kiloluk bombanın birden fazla çeşidi var, bazıları derin yeraltı hedeflerine nüfuz etmek için tasarlanırken, diğerleri yer üstünde patlayıp geniş çaplı hasara neden olacak şekilde tasarlandı. Patlama yarıçapı 400 metre kadar olan 2 bin kiloluk bombaların yoğun kentsel ortamlarda yaratabilecekleri etki göz önüne alındığında ABD yönetimi için özellikle baskılayıcı unsur olduğu görülüyor. İsrail, Hamas'ın Gazze'deki yer altı tünellerini hedef alırken ABD tarafından sağlanan 2 bin kiloluk güçlü bombalara güveniyordu. Öyle ki İsrail saldırılarının yalnızca ilk ayında, Gazze'de 2 bin kiloluk bombaların kullanım etkisine uygun en az 500 kraterin bulunduğu bilgilerine ulaşıldı.

Bununla birlikte Biden yönetiminin hala diğer birçok silahın İsrail'e gönderilmesine izin verdiğini ve şu anda belirsiz durumda olan bombalarla ilgili henüz nihai bir kararın verilmediğini vurgulamak gerekiyor. ABD'li yetkililerden ise Refah saldırısının devam etmesi halinde bu duraklamanın tek seferlik olmayacağına dair açıklamalar geliyor. Bu açıklamalara göre halihazırda onaylanan diğer silah teslimatları gecikebilir veya serbest düşüşlü "aptal bombaları" hassas güdümlü silahlara dönüştüren 6 bin 500 Müşterek Doğrudan Saldırı Mühimmatı (JDAM) içeren satışta olduğu gibi onay bekleyen sevkiyatlar da engellerle karşılaşabilir.

Duraklamanın gerçek nedenleri

Silah sevkiyatının duraklatılmasının temelinde birkaç nedeni incelemek gerekiyor. Öncelikle Biden’ın daha önce birçok kere denediği oyun kurma çabasındaki başarısızlığına karşı yeni bir önlem alma ihtiyacı göz ardı edilmemeli. Bunu gücünü göstermek için cezalandırma veya istediğini yaptırma için baskı olarak değerlendirebiliriz.

ABD'li Senatör Sanders'tan UCM Başsavcısı'nın Netanyahu kararına destek ABD'li Senatör Sanders'tan UCM Başsavcısı'nın Netanyahu kararına destek

Bununla birlikte Refah saldırısının büyük kıyıma neden olacağı herkes tarafından biliniyor. Tartışması gittikçe artan ve revizyonu gündemde olan mevcut sistemin kurucu ve koruyucu aktörü olarak ABD, büyük kıyım, yıkım ve ilhak gibi yöntemlerle sistemin işlemez hale geldiğini görünür kılacak herhangi bir eylemi durdurmak isteyecektir. Üstelik bu şiddetin artmasının, bölgede rejimlerinin güvenliği için ABD ile sıkı ortaklıklar yürüten devlet yöneticilerini Hamas tarafında yer almaya itmesi endişesi de hakim. Bu endişeyi İsrail’in tüm şiddet eylem ve potansiyeline karşın stratejik bir hamleyle Hamas’ın ateşkesi kabul etmesi de güçlendirdi.

İçeride ise Biden, toplumsal refleksler, hukuki çerçeveler ve siyasi manevralarla süreci yürütmeye çalışıyor. Üniversitelerdeki öğrenci eylemlerinin Amerikan yönetimi oldukça rahatsız ettiği açık. Diğer yandan Biden yönetimi "ağır insan hakları ihlallerinde bulunan hükümetlere" veya "insan hakları ve uluslararası insancıl hukuk ihlallerini kolaylaştırma veya başka şekilde katkıda bulunma riski taşıyanlara" yardım ve satışı kısıtlayan Silah İhracatı Kontrol Yasası (AECA), Dış Yardım Yasası ve Konvansiyonel Silah Transferi (CAT) politikası yanında "suiistimallerde bulunan yabancı askeri birliklere yardımı yasaklayan" Leahy Yasası’nın çizdiği çerçevelerle baskılanıyor. Tüm bu yasalar daha önce F-35 savaş uçaklarının Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) ve hassas güdümlü füzelerin Suudi Arabistan'a transferinin geçici olarak dondurulmasında ve 2022'de Azerbaycan, Kırgızistan, Meksika ve Karayip ülkesi St. Lucia'da ABD tarafından sağlanan birimlere karşı da uygulandı. İsrail için de bu yasaların uygulanmasını talep eden hatırı sayılı bir kitle ABD yönetiminin uluslararası kayırmacılıktan kaçınması gerektiğini vurguluyor.

Diğer taraftan ABD'li bazı yetkililer, bu duraklatmanın hukuki kaygılar nedeniyle yapılmadığı ve politika kararı olduğu konusunda ısrar ediyor. Yönetimde, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve Uluslararası Adalet Divanı (UAD) nezdindeki hukuki uyuşmazlıklarda İsrail aleyhine kullanılması halinde hukuki hüküm verme konusunda tedirginlik var.

Son olarak da Kasım 2024’teki ABD seçimleri için elini güçlendirmeye çalışan Biden, birçok kesimi aynı anda memnun etmeye çalışıyor. Bu durum çok uzun süre yönetilebilir değil. Bu sebeple bölgedeki çatışmanın seçim öncesi son bulması gerekiyor. Zira bu şiddet, Biden’ın seçim kampanyasını, Demokrat Partinin birliğini ve ABD'nin dünyadaki konumunu olumsuz etkiliyor.

Bundan sonra ne olacak?

İsrail’in bu engellemeye rağmen Refah saldırısını devam ettirmesi Biden için bir prestij kaybı olacağından bundan sonraki adımların daha hızlı atılması beklenebilir. Mevcut liderler nezdinde ve iç politikaların da etkili olduğu bir dönemde olduğumuzu düşündüğümüzde süreç kimin kime daha çok ihtiyacı var noktasındaki bir "aşık atma" sarmalına dönüşebilir. Bu durum hem ABD seçimlerinde oylara yansıyacak hem de Washington'un bölgedeki etkisini azaltacaktır.

İsrail ordusuna havadan atılan mühimmat veya top mermilerinin derhal kesilmesi söz konusu olsa bile, bunun ellerindeki depolar dikkate alındığında çok hızlı bir operasyonel etkisi olmayabilir. Ancak Refah'ta yapılacak geniş çaplı bir askeri operasyonun İsrail'in mühimmatını çok hızlı bir şekilde eriteceğini de göz ardı etmemek gerekir.

Bu şartlarda İsrail’in yapabileceği şeyler oldukça kısıtlı. İsrail’in içerisinde ulusal savunma sanayiine yönelme noktasında ısrarcı olan bir grup, bu dönemi bir gösterge olarak değerlendirip İsrail’in ihtiyaç duyduğu hayati silahları ABD'den alamazsa, İsrail'in bunları kendisinin inşa etmeye çalışmaktan başka seçeneği kalmayacağını vurguluyor. Buna karşın İsrail’in teknoloji bazlı üretimini savunanların büyük üretim kapasiteli üretimlere karşı çıktığını görüyoruz. Üstelik böyle bir yatırımın geri dönüşünün ne kadar zaman alacağı da tartışma konusu.

AB, İngiltere ve diğer bazı Avrupa ülkeleri, Gazze saldırıları ve Batı Şeria'daki yerleşimcilerin şiddetine karşı, aşırılık yanlısı İsrailli yerleşimcilere ve İsrail’deki aşırı sağcı örgütlere karşı artan bir yaptırım kampanyası yürütürken ve İsrail’deki demokrasiyi önceleyen girişimlerde bulunurken, ABD'nin dikkati ise son zamanlarda İsrail Savunma Kuvvetlerine yöneldi. Bununla birlikte Amerika’nın bu satış duraklamasını Alman ve İngiliz silah üreticilerinin ve bazı siyasilerin fırsata çevirerek İsrail’e silah satışını artırmayı, böylece ticari ve siyasi bir kazanım elde etmeyi planladıkları anlaşılıyor. İsrail’in iki numaralı mühimmat tedarikçisi olan Almanya’nın artan savunma kapasitesi ile İsrail’in eksiğini tamamlayarak hem İsrail hem de ABD ile ilişkilerini pekiştirmeyi, kendi artan savunma yatırımlarını desteklemeyi ve toplumsal psikolojinin tarihten gelen etkisinden de kurtulmayı amaçladığı görülebilir.

İsrail, ABD ile kalıcı bir soğukluk istemez. Sadece askeri olarak değil siyasi olarak da İsrail yönetiminin en büyük destekçisi olan ABD ile ilişkiler hayati kabul ediliyor. Bununla birlikte İsrail devletinin tek tedarikçisi ve destekçisi Washington da değil. Bu gerginlik ilişkileri test ederken yeni uluslararası ortaklıkların sağlanmasını da destekleyebilir.

[Dr. Tolga Sakman, Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi (DİPAM) Başkanıdır.]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Orta Doğu Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.