İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları gazeteciler için dünya tarihindeki en kanlı savaş oldu. Anadolu Ajansı’ndan (AA) Ahmet Dursun’un 2 Aralık’ta yaptığı habere göre İsrail, İkinci Dünya Savaşı'nda ölen gazetecilerden daha fazla basın mensubunu öldürdü. Filistinli yetkililerin son açıklamalarına göre Gazze'de 7 Ekim'den bu yana İsrail saldırılarında öldürülen gazetecilerin sayısı 112'ye ulaştı. Gazetecileri Koruma Komitesi’nin son raporuna göre ise 7 Ekim'den bu yana öldürüldüğü tespit edilebilen gazetecilerin sayıları ve milliyetleri şöyle; 72 Filistinli, 4 İsrailli ve 3 Lübnanlı. Aynı rapora göre İsrail’in çok daha fazla sayıda gazeteciyi öldürdüğü yönünde bilgiler geliyor ve Gazetecileri Koruma Komitesi bunları araştırıyor.

Bütün bunlar İsrail’in gazetecileri bilerek ve doğrudan hedef aldığı suçlamalarına neden oluyor. Lübnan’da 13 Ekim’de İsrail’in bir canlı yayın aracını vurması ve diğer bir saldırıda da etrafında kimsenin yer almadığı gazetecileri kamera başındayken hedef alması bu eleştirileri güçlendiriyor. Uluslararası Af Örgütü 13 Ekim'de Lübnan'ın güneyinde gazeteci İssam Abdullah'ın ölümüne, 6 gazetecinin de yaralanmasına neden olan İsrail saldırılarının "savaş suçu" olarak soruşturulması gerektiğini bildirmişti. İsrail Parlamentosundaki Yahudi Milletvekili Ofer Cassif de 15 Ekim’de AA’ya yaptığı açıklamada, İsrail'in "Suçlarını saklamak için basını hedef aldığını” söylemişti. Gazetecilerin hedef alınmasının yanı sıra İsrail’in basına yönelik uyguladığı bir sansür daha var. Tel Aviv yönetimi 3 ayı aşkın bir süredir sivil katliamının devam ettiği Gazze Şeridi’ne gazetecilerin girişine izin vermiyor.

Gazeteciler sahada hangi zorluklarla karşılaşıyor?

İsrail ordusuna embed olarak askerlerle birlikte bazı gazeteciler sınırlı şekilde Gazze Şeridi’ne girip çıkabiliyor. Bununla birlikte bu gazetecilerin Filistinlilerle temas kurması yasak ve yayınlayacakları haber ve görselleri İsrail ordusuna önden vererek onay almak zorundalar. İsrail’deki Gazeteciler Derneği, uluslararası gazetecilerin Gazze’ye girişine izin verilmesi için İsrail Yüksek Mahkemesine bir dilekçe verdi ancak bir sonuç çıkmadı. Dolayısıyla olup bitenleri Gazze’de bulunan sınırlı sayıdaki gazeteciden öğrenebiliyoruz. Anadolu Ajansı’nın Gazze’deki ekibi bu noktada tarihi bir role sahip. Sosyal medya ve Gazze’deki siviller ile yardım kuruluşları çalışanları da uluslararası medyanın Gazze’deki haber kaynakları arasında. Uluslararası gazetecilerin Gazze Şeridi’ne girişine İsrail’in engel olmasının nedenleri arasında bir kaç husus öne çıkıyor. Bunları sanırım şu şekilde sıralayabiliriz: Gazze’deki katliam ve yıkımın dünya kamuoyuna tam olarak aktarılmasını önlemek ve bu sayede İsrail üzerindeki baskıyı azaltmak. Gazze’de bulunan Filistinli gazetecilerin içerideki durumu anlatan haberlerinin “taraflı” olduğunu savunarak orada yaşanan yıkımla ilgili gelen video, fotoğraf ve haberlerin itibarını azaltmaya çalışmak. Uluslararası gazetecilerin Gazze’ye girişini engelleyerek medyanın sadece yerel gazetecilere bağlı olmasını sağlamak ve bu durumu kullanarak “Gazze’deki gazetecilerin taraflı olduğu” iddiasıyla uluslararası yayın kuruluşlarına bunlardan haber almamaları yönünde gayri resmi bir baskı uygulamak.

Medyaya sansür hangi boyutta?

Pakistan ve İran, Filistin halkının direnişine yönelik desteği yineledi Pakistan ve İran, Filistin halkının direnişine yönelik desteği yineledi

Peki İsrail bu hedeflerine ulaşabiliyor mu? Bu soruya hem "Evet" hem de "Hayır" diye yanıt vermek mümkün. Birinci yanıttan başlayalım. İsrail'in gazetecilere sansür uygulayarak üzerindeki baskıyı bir nebze de olsa azaltmayı başardığını söyleyebiliriz. İsrail uluslararası gazetecilerin içeriye girişine izin verseydi içerdeki yıkım ve katliamlar dünya basınında çok daha fazla yer alabilirdi. Şu ana kadar Gazze’deki yıkımın ve katliamın boyutunun tam olarak dünya medyasına yansıdığını söylemek çok zor. Bunun nedenleri arasında elbette ana akım Batı medyasının İsrail yanlısı yayın politikası da var. Bununla birlikte uluslararası gazeteciler içeriye girebilmiş olsaydı İkinci Dünya Savaş’ında harabeye dönen kentleri andıran Gazze Şeridi’ndeki durum muhtemelen medyada çok daha fazla yer alacaktı. Belki de bu gazetecilerin yapacağı haberler neticesinde oluşacak daha güçlü bir kamuoyu, İsrail’e mutlak destek veren Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İngiltere gibi ülkeleri pozisyonlarını gözden geçirmeye zorlayabilecekti.

İkinci olarak aynı soruya "Hayır" yanıtını da verebiliriz demiştik. İsrail uluslararası gazetecilerin girişini yasaklayarak Gazze Şeridi’nde yaptığı katliam ve yıkımı saklamayı tam olarak başaramadı. Bunun en önemli nedeni Anadolu Ajansı ekibi gibi Gazze Şeridi’nde yaşananları canları pahasına dünyaya aktaran yayın kuruluşları ile sosyal medyanın varlığı. Gazze’de yaşanan insanlık dramını bazı yayın kuruluşlarında ve sosyal medyada gören bir çok insan ana akım Batı medyasına dönerek “bunlara neden gözlerini kapattıklarını” sormaya başladı. Özellikle sosyal medyaya yansıyan bebek ve çocukların öldürüldüğü görüntüleri gören izleyiciler, kendi ülkelerindeki ana akım medyanın yayın politikasını sorgulayarak ciddi baskı oluşturdu. Bunun neticesinde bir çok yayın kuruluşu Gazze Şeridi’nde yaşananlara daha fazla yer vermek zorunda kaldı. Özellikle yaşananları sosyal medya üzerinden gören milyonlarca insan birçok ülkede Filistin için sokaklara döküldü. ABD ve Almanya gibi İsrail lobisinin çok güçlü olduğu ülkelerde bile yüz binlerce insanın İsrail’in saldırılarını protesto ettiklerine tanık olduk. Bu da İsrail’in, gazetecilerin Gazze’ye girişini engelleyerek elde etmek istediği sonuca tam olarak ulaşamadığını gösteriyor. Hatta biraz daha ileri giderek bu sefer İsrail’in medya savaşını açık ara kaybetmeye başladığını bile söyleyebiliriz. Bu durum İsrail’e de gelinen noktada konvansiyon medyayı sansür yoluyla baskı altına alarak gerçekleri gizlemeye gücünün yetmeyeceğini bir kez daha gösterdi. Çünkü artık Anadolu Ajansı gibi yayın kuruluşları ve sosyal medya var.