İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Çarşamba günü yayımladığı 2026 Dünya Raporu ile küresel özgürlüklerin alarm verdiğini duyurdu. 100'den fazla ülkedeki uygulamaların incelendiği raporda, insanlığın %72'sinin artık demokratik olmayan rejimler tarafından yönetildiği belirtildi. Bu oran, dünyanın demokrasi karnesinin 1985 yılındaki soğuk savaş dönemi seviyelerine geri döndüğünü kanıtlıyor.

Demokrasinin temellerine yönelik küresel saldırı

Örgütün İcra Direktörü Philippe Bolopion, raporun önsözünde özellikle ABD yönetiminin 2025 yılındaki politikalarını eleştirdi. Bolopion, Washington'un "güç haklıdır" anlayışını benimseyerek kurallara dayalı küresel düzeni zayıflattığını ifade etti. Raporda, ABD'nin Rusya ve Çin gibi güçlerin "gerici uluslararası gündemlerini" güçlendirmesine dolaylı veya doğrudan katkı sağladığı savunuldu.

"Otoriter dalgayı kırmak ve insan haklarını savunmak günümüzün en büyük sınavıdır. Bu mücadele, sivil toplumların ve demokrasiye inanan hükümetlerin ortak kararlılığını gerektiriyor."

2025 yılı insan haklarında dönüm noktası oldu

HRW'ye göre 2025 yılı, temel hakların sistematik olarak aşındırıldığı bir dönüm noktası olarak kayda geçti. Raporda; yargı bağımsızlığına yönelik müdahaleler, medya ve üniversiteler üzerindeki baskılar ile göçmenlerin maruz kaldığı onur kırıcı muameleler detaylandırıldı. Ayrıca, Venezuela gibi ülkelerdeki operasyonlar ve Ukrayna barış çabalarında Rusya'nın sorumluluğunun göz ardı edilmesi, uluslararası hukukun hiçe sayılmasına örnek olarak gösterildi.

Trump'tan Sisi'ye söz: Nil Barajı krizini ben çözeceğim
Trump'tan Sisi'ye söz: Nil Barajı krizini ben çözeceğim
İçeriği Görüntüle

Otoriterleşmeye karşı yeni bir küresel ittifak çağrısı

Sivil toplum kuruluşlarının dünya genelinde fon sıkıntısı ve hukuki engellerle karşılaştığını belirten HRW, çözümü "geleneksel blokların dışına çıkan" yeni bir ittifakta görüyor. Brezilya, Güney Afrika, Güney Kore, Avustralya ve Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin bir araya gelerek oluşturacağı bir yapının, BM bünyesinde güçlü bir oylama bloku oluşturabileceği ve demokrasiye siyasi can suyu verebileceği vurgulandı.