Sinemanın Müslümana bakışı hastalıklı

Senarist Yönetmen İbrahim Demirkan dünya sinemasının siyonizmin baskı altında tuttuğunu belirtti.
  • 07.11.2022, 13:31:44
  • Güncelleme: 2 hafta önce
Sinemanın Müslümana bakışı hastalıklı

Dünya sinemasının siyonizmin tahakkümü altında olduğunu söyleyen Senarist Yönetmen İbrahim Demirkan, “Dünyada en kalbur üstü filmlere bile baktığınızda kilise sahnesi olmayan film yoktur. Hollywood sineması kiliseyi göstermekten hiç gocunmaz. Kötü bir haham göremezsiniz. “Allah’ın gericileri, yobazları” diye eleştirilmez. Örneğin Vurun Kahpeye filmi cumhuriyet ideolojisinin resmi filmi gibidir. O filmde imam kötüdür” diyerek beyaz perdenin İslam karşıtlığını anlattı.

Boğaziçi Film Festivali’nde ödül alan bazı sözde sanatçıların terör destekçisi TTB Başkanına selam durması bir kez daha sinemanın sinemadan ibaret olmadığını bizlere gösterdi. Çağımızın en etkili silahlarından birisi olan sinemanın küresel ölçekte nasıl bir amaçla kullanıldığını anlamadan bu tepkileri doğru yorumlayamayız. Aslında sinemadaki Yahudi hegemonyasının anlaşılması birçok şeyin anlaşılması olacaktır. Bizde bu sebeple sinema üzerine teorik ve pratik çalışmalar yapan Senarist Yönetmen İbrahim Demirkan ile sinema alanındaki İslam ve Müslüman düşmanlığının arka planını ve Yahudi hegemonyasını konuştuk.

Sinemanın insanlar üzerinde etkili olmasının sebepleri nelerdir?

İnsanlar bugün sinema ya da dizileri izliyorlarsa hikaye dinlemeyi sevdikleri içindir. Allah da yarattıkları kulların fıtratını bildiğini için Kur’an’da bol bol hikaye anlatır. Bizim Anadolu irfanında da vardır, köy odalarında Hayber Cengi, Kerem ile Aslı gibi kitaplar okunmuştur. Herkes masallardan ve hikayelerden hoşlanır. Milos Forman vardır, kaç tane Oscar almış ödüllü bir yönetmen, o der ki: “Herkes masal dinlemekten hoşlanır, dünyada en iyi masal anlatan yer de Hollywood’dur” der. O insanoğlunun fıtratında da vardır. Bunun felsefi yönleri de vardır.

Yahudilerin sinemada hegemonya kurmalarının gerekçeleri nelerdir?

Şimdi bu Yahudi meselesi önemli bir mesele. Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette Yahudilerden bahsedilmiştir. Yahudilerin sosyolojisini çok iyi bilmek lazım. Kuyumculuk, para, faiz işleriyle de çok uğraştıkları için bu anlamda finans dünyasında yaygın bir hegemonyaları var. Bunun sebebi de şudur: Bir çiftçilikle uğraşan ailenin 3 nesil 5 nesil tecrübe kazanması gerekir, uzun soluklu bir iştir. Ama Yahudiler oradan oraya sürüldüğü için yükte hafif pahada ağır altın, para bunlarla hayatlarını daha çok idame ettiriyorlar, başka işler de yapıyorlar ama bu özellikleri var. Yahudilerin bu hayatları sanata da yansıyor. Kur’an’da “Yahudilerin yaptığı kötülüklerden dolayı Allah, onlara bir zillet ve meskenetin vurulduğu” söyleniyor. O zamanki yaptıkları amelin karşılığı olarak söyleniyor bu. Yoksa Kur’an’da Yahudilerin hepsi kötüdür, Hristiyanların hepsi kötüdür gibi bir toptancılık yoktur. Kur’an işin ameli boyutuyla hak edilen bir zillet olduğundan bahsediyor. Hatta bahsedilen bu zilletin Müslümanlar tarafından değil batı dünyası tarafından da çizildiğini görüyoruz. Mesela Venedik Taciri, Yahudi açgözlülüğünü anlatır. Belki de Shakespeare’in Romeo ve Juliet’ten sonra en bilinen eseridir. Şimdi Venedik Taciri’ndeki Yahudi tüccar kötü adam ve bu yüzden de bu kötü adamı Müslüman biri yazmıyor. Zaten Avrupa’daki Yahudi aleyhtarlığının fazlalığını Hitler döneminde de görüyoruz, zaten orada zirveye ulaşıyor. Burada şöyle bir şey denilemez, her ne kadar Filistin’de Müslümanlarla savaşan Yahudiler olsa da aslında Yahudi imajının aleyhinde birçok filmi üreten Batı olmuştur.

Hangi filmler var? Örnek verebilir misiniz?

Mesela Da Vinci’nin Şifresi, Dan Brown’un kitabı, sonra filme çekildi, Tom Hanks oynadı. Şimdi Da Vinci’nin Şifresi kitabı çıktığında da “bunu film yapalım” dendiğinde de özellikle Yahudi sermayesi ve Yahudi çevreleri bunu yapmaya çıktığında Vatikan çok rahatsız oluyor, 2003’lerde. Hemen Mel Gibson, “bu kitaba cevap vermek üzere film çekmeliyiz” diyor. Şimdi Da Vinci’nin Şifresi, Hristiyan dünyasında Yahudilerin Hristiyanlara bir saldırısı olarak algılıyor ve Mel Gibson’ın Vatikan’da da sırtını okşuyorlar ve Mel Gibson, Tutku filmini yani Hz. İsa’nın filmini çekiyor, bu kitaptan sonra. The Passion of The Christ (Hz. İsa’nın Çilesi) filmi sinemalarda en çok izlenen film oluyor. O filmde Yahudi karakterler, Hz. İsa’yı çarmıha gönderen tiplerdir. Ama şöyle ironik bir durum var, orada Yahudi hahamları, “Allah birdir, İsa kendinin tanrı olduğunu söylüyor” filan diyorlar. Aslında İslam felsefesine uygun cümleler söylüyorlar.

Yahudilerin lincine uğramadı mı Mel Gibson?

Mel Gibson bir Yahudi aleyhtarı olarak epey bir linç yiyor ve ayağa kalkamıyor bir süre. Bununla ortaklık yapanlar bunu bırakıyorlar vesaire. Daha sonra kendisini toparlıyor. Ama Amerika’da white anglo-sakson denilen bir damar var, daha çok Katolik olan, Bush ve Trump’la çok daha fazla duyduğumuz, Evangelist denilen ve İncil’e daha bağlı olan bir taife de var. Son dönemde, 2010’lardan sonra manzara çok karıştı. Oradan çok farklı bir manzara ortaya çıktı. Ama 2000’li yıllara kadar Yahudi hegemonyası sinemada bir hakim unsurdu. İslami unsurların, Müslümanların zaten çok hayat hakkı yoktu. Böylesine korkunç bir hegemonya var. Böyle bir ortamda insanlar Yahudinin ayağına basmadan iş yapmaya çalışmışlar. Ama 2000’li yıllardan sonra işin rengi değişiyor. O Mel Gibson örneğinde olduğu gibi, artık insanlar fikirlerini söylemeye, korkmamaya başlıyor.

Hollywood’un sahibi Yahudilerdir

“Hollywood’un sahibi Yahudilerdir” sözü boşuna söylenmemiş diyebilir miyiz?

Tabii Yahudilerin aleyhinde, mesela Marlon Brando’nun da bir şöhreti vardı, onun da Larry King’in sahnesinde: “Hollywood’un sahibi Yahudilerdir” diye bir eleştirisi olduğu için onu da linç ederler. Bu yüzden sinemanın önemli isimlerini Yahudi hegemonyasından dolayı, özellikle İsrail algısının yapılmasından dolayı çok eleştiri vardı. Şimdi ben ilginç bir örnek vereyim, bizim bir sitemiz var Tercüman-ı Ahval diye. Bu sitede en iyi kısa film Oscar ödülü almış olan bir film var, Oyuncak Ülke diye. Bu filmi Oscar aldığı sene eleştirdik, yani 2009 drama dalında Oscar aldı. “Şimdi öldürülenler Filistinli ama bu filmin konusu holocaust. Hitler’in Yahudileri katletmesini bir çocuk hikayesi üzerinden anlatıyor. Film Oscar alıyor. İşte burada da Umay diye bir Türk çocuğu oynuyor. Öldürülen, ezilen insanlar Filistinliler. Peki hâlâ Hollywood neden bu filmlere prim veriyor? Çünkü İsrail lehine bir imaj çalışması var. Yahudilere acıyın, İsrail devletine dokunmayın. Bu film bu ödülü hak etmiyor” diye bir eleştiride bulundum. Çok ilginç, o zaman o çocuğun annesi bir yorum yazmış: “Evet, eleştirinizde haklısınız, ben de bu filmin Oscarlık bir film olmadığını düşünüyorum” demiş.

Yönetmenin mutlaka Yahudi olması gerekmiyor

Müslümanları kötüleyen Yahudileri masum gösteren bütün filmlerin yönetmen ve senaristleri Yahudi değil. Ama bir şekilde o hegemonyaya boyun mu eğiyorlar?

Bu tarz yüzlerce film çekildi. Bugüne kadar Yahudiler iyidir, Araplar, Müslümanlar kötüdür, teröristtir gibi bir imaj oluşturma çalışmasında mesela yönetmene baktığınızda bir Yahudi ismi görmeyebilirsiniz. Yani illa bir filmin senaristinin ya da yönetmeninin Yahudi olması gerekmiyor, bizim yerli ve yabancı yönetmenlerde ya da senaristlerde Yahudi zihniyetiyle işler yapanlar da var. Yani biz “Yahudi hegemonyası” derken Yahudilere dolaylı olarak da hizmet eden işler yapılıyor piyasada. Hollywood olsun, Avrupa olsun bizim Türk sineması da dahil olmak üzere böyle işler yapılıyor.

Dünyada papaz veya hahamın kötü gösterildiği filmler neden yok? Kilise sahneleri filmlerde nasıl bir taktikle gösteriliyor?

Dünyada en kalbur üstü filmlere bile baktığınızda kilise sahnesi olmayan film yoktur. Papaz sahnesi birçok filmde vardır. Rıhtımlar Kıyısında filminde aslında ana kahramanı papazdır. Çünkü Marlon Brando’nun o isyanı, sendika ağalarına, kapitalizme karşı örgütlenmesi de aslında kilise adamlığı sayesindedir. Hollywood sineması kiliseyi göstermekten hiç gocunmaz. Bu anlamda Yahudi din adamlarıyla da ilgili bir problem yoktur. Mesela Damdaki Kemancı gibi filmlerle aslında Yahudilere çok acındırır. Ben küçükken çok izlemiştim, siyah beyaz, tek kanallı televizyonda Damdaki Kemancı gösterilirdi. Siz o kadar üzülürsünüz ki o Yahudilerin başlarına gelenlere ve Yahudi taraftarı olursunuz.

Eğer sinema sektöründe Müslümanlar egemen olsaydı ne değişirdi?

Gerçekten İslam felsefesini en iyi şekilde yansıtacak insanlar olsaydı ben toplumsal ve ahlaki çürümenin bu şekilde olmayacağını, kötülüğün bu kadar yayılmayacağını düşünüyorum.

Beyaz perdenin Müslümana bakışı hastalıklı

Dünya sinemasının siyonizmin tahakkümü altında olduğunu söyleyen Senarist Yönetmen İbrahim Demirkan, “Dünyada en kalbur üstü filmlere bile baktığınızda kilise sahnesi olmayan film yoktur. Hollywood sineması kiliseyi göstermekten hiç gocunmaz. Kötü bir haham göremezsiniz. “Allah’ın gericileri, yobazları” diye eleştirilmez. Örneğin Vurun Kahpeye filmi cumhuriyet ideolojisinin resmi filmi gibidir. O filmde imam kötüdür” diyerek beyaz perdenin İslam karşıtlığını anlattı.

Beyaz perdenin Müslümana bakışı hastalıklı

Boğaziçi Film Festivali’nde ödül alan bazı sözde sanatçıların terör destekçisi TTB Başkanına selam durması bir kez daha sinemanın sinemadan ibaret olmadığını bizlere gösterdi. Çağımızın en etkili silahlarından birisi olan sinemanın küresel ölçekte nasıl bir amaçla kullanıldığını anlamadan bu tepkileri doğru yorumlayamayız. Aslında sinemadaki Yahudi hegemonyasının anlaşılması birçok şeyin anlaşılması olacaktır. Bizde bu sebeple sinema üzerine teorik ve pratik çalışmalar yapan Senarist Yönetmen İbrahim Demirkan ile sinema alanındaki İslam ve Müslüman düşmanlığının arka planını ve Yahudi hegemonyasını konuştuk.

Sinemanın insanlar üzerinde etkili olmasının sebepleri nelerdir?

İnsanlar bugün sinema ya da dizileri izliyorlarsa hikaye dinlemeyi sevdikleri içindir. Allah da yarattıkları kulların fıtratını bildiğini için Kur’an’da bol bol hikaye anlatır. Bizim Anadolu irfanında da vardır, köy odalarında Hayber Cengi, Kerem ile Aslı gibi kitaplar okunmuştur. Herkes masallardan ve hikayelerden hoşlanır. Milos Forman vardır, kaç tane Oscar almış ödüllü bir yönetmen, o der ki: “Herkes masal dinlemekten hoşlanır, dünyada en iyi masal anlatan yer de Hollywood’dur” der. O insanoğlunun fıtratında da vardır. Bunun felsefi yönleri de vardır.

Yahudilerin sinemada hegemonya kurmalarının gerekçeleri nelerdir?

Şimdi bu Yahudi meselesi önemli bir mesele. Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette Yahudilerden bahsedilmiştir. Yahudilerin sosyolojisini çok iyi bilmek lazım. Kuyumculuk, para, faiz işleriyle de çok uğraştıkları için bu anlamda finans dünyasında yaygın bir hegemonyaları var. Bunun sebebi de şudur: Bir çiftçilikle uğraşan ailenin 3 nesil 5 nesil tecrübe kazanması gerekir, uzun soluklu bir iştir. Ama Yahudiler oradan oraya sürüldüğü için yükte hafif pahada ağır altın, para bunlarla hayatlarını daha çok idame ettiriyorlar, başka işler de yapıyorlar ama bu özellikleri var. Yahudilerin bu hayatları sanata da yansıyor. Kur’an’da “Yahudilerin yaptığı kötülüklerden dolayı Allah, onlara bir zillet ve meskenetin vurulduğu” söyleniyor. O zamanki yaptıkları amelin karşılığı olarak söyleniyor bu. Yoksa Kur’an’da Yahudilerin hepsi kötüdür, Hristiyanların hepsi kötüdür gibi bir toptancılık yoktur. Kur’an işin ameli boyutuyla hak edilen bir zillet olduğundan bahsediyor. Hatta bahsedilen bu zilletin Müslümanlar tarafından değil batı dünyası tarafından da çizildiğini görüyoruz. Mesela Venedik Taciri, Yahudi açgözlülüğünü anlatır. Belki de Shakespeare’in Romeo ve Juliet’ten sonra en bilinen eseridir. Şimdi Venedik Taciri’ndeki Yahudi tüccar kötü adam ve bu yüzden de bu kötü adamı Müslüman biri yazmıyor. Zaten Avrupa’daki Yahudi aleyhtarlığının fazlalığını Hitler döneminde de görüyoruz, zaten orada zirveye ulaşıyor. Burada şöyle bir şey denilemez, her ne kadar Filistin’de Müslümanlarla savaşan Yahudiler olsa da aslında Yahudi imajının aleyhinde birçok filmi üreten Batı olmuştur.

Tutku filmi Da Vinci Şifresi'ne cevap idi

Hangi filmler var? Örnek verebilir misiniz?

Mesela Da Vinci’nin Şifresi, Dan Brown’un kitabı, sonra filme çekildi, Tom Hanks oynadı. Şimdi Da Vinci’nin Şifresi kitabı çıktığında da “bunu film yapalım” dendiğinde de özellikle Yahudi sermayesi ve Yahudi çevreleri bunu yapmaya çıktığında Vatikan çok rahatsız oluyor, 2003’lerde. Hemen Mel Gibson, “bu kitaba cevap vermek üzere film çekmeliyiz” diyor. Şimdi Da Vinci’nin Şifresi, Hristiyan dünyasında Yahudilerin Hristiyanlara bir saldırısı olarak algılıyor ve Mel Gibson’ın Vatikan’da da sırtını okşuyorlar ve Mel Gibson, Tutku filmini yani Hz. İsa’nın filmini çekiyor, bu kitaptan sonra. The Passion of The Christ (Hz. İsa’nın Çilesi) filmi sinemalarda en çok izlenen film oluyor. O filmde Yahudi karakterler, Hz. İsa’yı çarmıha gönderen tiplerdir. Ama şöyle ironik bir durum var, orada Yahudi hahamları, “Allah birdir, İsa kendinin tanrı olduğunu söylüyor” filan diyorlar. Aslında İslam felsefesine uygun cümleler söylüyorlar.

Yahudilerin lincine uğramadı mı Mel Gibson?

Mel Gibson bir Yahudi aleyhtarı olarak epey bir linç yiyor ve ayağa kalkamıyor bir süre. Bununla ortaklık yapanlar bunu bırakıyorlar vesaire. Daha sonra kendisini toparlıyor. Ama Amerika’da white anglo-sakson denilen bir damar var, daha çok Katolik olan, Bush ve Trump’la çok daha fazla duyduğumuz, Evangelist denilen ve İncil’e daha bağlı olan bir taife de var. Son dönemde, 2010’lardan sonra manzara çok karıştı. Oradan çok farklı bir manzara ortaya çıktı. Ama 2000’li yıllara kadar Yahudi hegemonyası sinemada bir hakim unsurdu. İslami unsurların, Müslümanların zaten çok hayat hakkı yoktu. Böylesine korkunç bir hegemonya var. Böyle bir ortamda insanlar Yahudinin ayağına basmadan iş yapmaya çalışmışlar. Ama 2000’li yıllardan sonra işin rengi değişiyor. O Mel Gibson örneğinde olduğu gibi, artık insanlar fikirlerini söylemeye, korkmamaya başlıyor.

Hollywood’un sahibi Yahudilerdir

“Hollywood’un sahibi Yahudilerdir” sözü boşuna söylenmemiş diyebilir miyiz?

Tabii Yahudilerin aleyhinde, mesela Marlon Brando’nun da bir şöhreti vardı, onun da Larry King’in sahnesinde: “Hollywood’un sahibi Yahudilerdir” diye bir eleştirisi olduğu için onu da linç ederler. Bu yüzden sinemanın önemli isimlerini Yahudi hegemonyasından dolayı, özellikle İsrail algısının yapılmasından dolayı çok eleştiri vardı. Şimdi ben ilginç bir örnek vereyim, bizim bir sitemiz var Tercüman-ı Ahval diye. Bu sitede en iyi kısa film Oscar ödülü almış olan bir film var, Oyuncak Ülke diye. Bu filmi Oscar aldığı sene eleştirdik, yani 2009 drama dalında Oscar aldı. “Şimdi öldürülenler Filistinli ama bu filmin konusu holocaust. Hitler’in Yahudileri katletmesini bir çocuk hikayesi üzerinden anlatıyor. Film Oscar alıyor. İşte burada da Umay diye bir Türk çocuğu oynuyor. Öldürülen, ezilen insanlar Filistinliler. Peki hâlâ Hollywood neden bu filmlere prim veriyor? Çünkü İsrail lehine bir imaj çalışması var. Yahudilere acıyın, İsrail devletine dokunmayın. Bu film bu ödülü hak etmiyor” diye bir eleştiride bulundum. Çok ilginç, o zaman o çocuğun annesi bir yorum yazmış: “Evet, eleştirinizde haklısınız, ben de bu filmin Oscarlık bir film olmadığını düşünüyorum” demiş.

Yönetmenin mutlaka Yahudi olması gerekmiyor

Müslümanları kötüleyen Yahudileri masum gösteren bütün filmlerin yönetmen ve senaristleri Yahudi değil. Ama bir şekilde o hegemonyaya boyun mu eğiyorlar?

Bu tarz yüzlerce film çekildi. Bugüne kadar Yahudiler iyidir, Araplar, Müslümanlar kötüdür, teröristtir gibi bir imaj oluşturma çalışmasında mesela yönetmene baktığınızda bir Yahudi ismi görmeyebilirsiniz. Yani illa bir filmin senaristinin ya da yönetmeninin Yahudi olması gerekmiyor, bizim yerli ve yabancı yönetmenlerde ya da senaristlerde Yahudi zihniyetiyle işler yapanlar da var. Yani biz “Yahudi hegemonyası” derken Yahudilere dolaylı olarak da hizmet eden işler yapılıyor piyasada. Hollywood olsun, Avrupa olsun bizim Türk sineması da dahil olmak üzere böyle işler yapılıyor.

Dünyada papaz veya hahamın kötü gösterildiği filmler neden yok? Kilise sahneleri filmlerde nasıl bir taktikle gösteriliyor?

Dünyada en kalbur üstü filmlere bile baktığınızda kilise sahnesi olmayan film yoktur. Papaz sahnesi birçok filmde vardır. Rıhtımlar Kıyısında filminde aslında ana kahramanı papazdır. Çünkü Marlon Brando’nun o isyanı, sendika ağalarına, kapitalizme karşı örgütlenmesi de aslında kilise adamlığı sayesindedir. Hollywood sineması kiliseyi göstermekten hiç gocunmaz. Bu anlamda Yahudi din adamlarıyla da ilgili bir problem yoktur. Mesela Damdaki Kemancı gibi filmlerle aslında Yahudilere çok acındırır. Ben küçükken çok izlemiştim, siyah beyaz, tek kanallı televizyonda Damdaki Kemancı gösterilirdi. Siz o kadar üzülürsünüz ki o Yahudilerin başlarına gelenlere ve Yahudi taraftarı olursunuz.

Eğer sinema sektöründe Müslümanlar egemen olsaydı ne değişirdi?

Gerçekten İslam felsefesini en iyi şekilde yansıtacak insanlar olsaydı ben toplumsal ve ahlaki çürümenin bu şekilde olmayacağını, kötülüğün bu kadar yayılmayacağını düşünüyorum.

Sinemada “din yüzünden geri kaldık” zihniyeti 2000’li yıllara kadar hakimdi

Türk Sinemasında Müslümanların kötü gösterilmesi büyük bir oyunun parçası mı?

Sinemamızda biliyorsunuz imam karakteri 2000’li yıllara kadar kötü gösterilmiştir. Çünkü bizim yeni kurulan cumhuriyette yakın yıllara kadar dinin yeri pek yoktu, “din yüzünden geri kaldık” zihniyeti vardı. Bu yüzden de ben mesela bir araştırma yapmıştım, şimdi dergide yayınlandı bu “Türk Sinemasında Din Adamı İmajı” diye. Mesela Hollywood sinemasında kötü bir haham pek görmezsiniz. Mesela İsrail sinemasında çok ilginç filmler vardır. Şöyle bir film izlemiştim, bir hahamın kardeşi evde ölüyor, ölen kardeşinin eşiyle evlenmek zorunda kalıyor. Bu bizim Anadolu geleneğinde de olan bir şeydir. Bu bizde hoş karşılanmaz ama adam bunun bir Yahudi geleneği olarak filme çekiyor ve festivallerde gösteriliyor, izlediğimde bayağı şaşırmıştım. Hiç de “Allah’ın gericileri, yobazları” diye eleştirilmiyor. Mesela Woody Allen Yahudi’dir. Yahudi geleneğini eleştiren bazı sahneleri vardır. Kendi çekti filmlerde Yahudilik meselesine girer çıkar. O filmlerde bile Yahudi din adamlarına, hahamlara sempati uyandırır.

İmam ve hocaların olumlu gösterildiği filmler yok denecek kadar az değil mi?

1997’de ilk senaryo ödülümü aldığımda Osman Sınav ile tanışmaya gitmiştim, yarışmanın jürisindeydi. Ben Osman Sınav’a ilahiyatta öğrenci olduğumu söyleyince bana ilginç bir şeyden bahsetti, “Bu Türk sinemasında, Vurun Kahpeye filmi vardır, cumhuriyet ideolojisinin resmi filmi gibidir. O filmde imam kötüdür, kadını öldürtür, linç ettirir. Ben de bunun tam tersi Mustafa Kutlu’nun Kapılar Açmak hikayesinde bir kızın kasabadan kaçıp, geri döndüğünde ailesi, namusu kirli diye kabul etmez. Orada imam evini açar o kıza, imam sahiplenir. Ben bunu çektim” dedi. Antalya film festivalinde de en iyi 3. film ödülünü almıştı galiba. O filmde imam imajını tersine çevirmek istemiş. Kendi babası da imammış bu arada.

Yahudi karşıtı filmler büyük platformlarda yer bulamaz

Yahudi zihni nasıl bir taktik izliyor?

Tabii Yahudi’nin taktiği bitmez. İsrail’in, Siyonistlerin bugün Filistin’i yok etmek, Kudüs’ü ele geçirmek gibi bir derdi var. Bunu insanlara anlatması için, oralara bomba atması insanların nefretini körükleyeceği için bu yüzden dolayı bunu sinemayla yapıyor. Her ne kadar Filistin’de bombalı bir saldırı sürse de tüm insanlığı etkilemesinin bir yolu var, herkese savaş açacak hali yok, bunu sinemayla yapmaya çalışıyor. Şimdi biz sinemada Yahudi hegemonyası derken, Yahudiler kendi imajlarını düzelten işler yaparken öyle bodoslama yapmıyorlar, ustaca yapıyorlar. Onu sen hissetmiyorsun, hissetsen bile “adam ustaca yapmış” diyorsun.

Yahudi zulmünü işleyen filmler yapılsa büyük çaplı platformlarda yer bulması mümkün mü sizce?


Yani Netflix’te falan yer bulamaz ama siz internete yapıp attığınız zaman dünyanın her yeri izliyor bunu. Bundan dolayı da internet platformunda yer bulabilir, nitelikli bir şey yaptığınızda herkes izler.

Çağrı’nın yapımcısı Mustafa Akad Yahudi sermayesinin Hollywood hakimiyetinden yakınıyor: Filmde Peygamberimizin Yahudilerle mücadelesine yer vermezdim

Müslümanların en önemli yapıtlarından olan Çağrı filmi herhangi bir engellemeye uğradı mı?

Ben Çağrı filminin 30. yıl DVD’sini Amerika’dan temin etmiştim. Bu DVD bize Yahudi hegemonyasına dair bir şey öğretiyor. Biliyorsunuz DVD’lerde yönetmenin anlatımı vardır çekim ile ilgili, orada mesela Mustafa Akad, Arapça versiyonunda şöyle bir şeyden bahsediyor: “Ben bu filmi yapmaya karar verdiğimde Hollywood Yahudi hakimiyeti altındaydı. Yahudi hakimiyeti altında olduğu için işim çok zordu” diyor. Dikkat ederseniz Çağrı filminde Peygamber Efendimiz’in Yahudilerle savaşı yok. Mesela Hendek Savaşı da önemli bir savaştır, sonrasında Yahudilerle savaştık o da yok. Çünkü Mustafa Akad, Anthony Queen’i oynamaya çağırdığı zaman Queen, Yahudi sermayesinin Hollywood hakimiyetinden dolayı gelemezdi. Bu yüzden de orada diyor ki: “Ben Peygamberimizin savaşlarında Yahudilerle mücadelesine yer vermezdim” diyor. Bedir ve Uhud Savaşlarından bahsederek olayı anlatıyor. Yani o derece, o çağın Yahudi hakimiyetinin etki ettiği bir ürün ortaya çıkıyor, çünkü yapamıyor Akad. Akad’ı belki bıraksan, parayı versen o da belki Yahudilerle ilgili savaşı yapacaktı.

  • Kaynak: Yeni Akit