İran neden Türk mevzilerini hedef alıyor?

Irak’ın egemenliğini ve bağımsızlığını savunduklarını söyleyen İran destekli milislerin bölgedeki ‘meşruiyetini’ devam ettirebilmek için Türk mevzilerini hedef aldığını söyleyen Doç. Dr. Sarı, Rusya’nın Suriye’den çekilmesi durumunda boşalacak yerlere de İranlı milislerin yerleştirileceği belirtti.
  • 11.05.2022, 13:30:35
  • Güncelleme: 4 ay önce
İran neden Türk mevzilerini hedef alıyor?

İBRAHİM FİDAN / ORTADOĞU HABER

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’ın kuzeyinde başlattığı Pençe-Kilit Operasyonu kapsamında büyük zayiat veren PKK, farklı ittifaklar arayışına girdi.

Pentagon tarafından yayımlanana rapora göre, PKK militanları Türkiye’ye karşı saldırı başlatmak için İran destekli gruplarla birlikte hareket etme kararı aldı.

Son dönemde hem Irak’taki hem de Suriye’deki Türk varlığına yönelik artan roketli saldırıların arkasında İran destekli milislerin olduğu kaydedildi.

Türkiye-İran ilişkilerini ve bölgede yaşanan son gelişmeleri Ortadoğu Haber için değerlendiren Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmail Sarı, dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

İran destekli milislerin uzun süredir ABD üslerine yönelik büyük çaplı saldırılar düzenlemediğini belirten Doç. Dr. İsmail Sarı, İran destekli Şii milislerin Irak’taki meşruiyetini devam ettirebilmek için Türk mevzilerini hedef almaya başladığını söyledi.

Sarı, ayrıca Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle Suriye’den çekilmesi durumunda boşalacak yerlere Şii milislerin yerleştirileceği, bölgenin kontrolünün Esed rejimine devredilmesini düşük bir ihtimal olduğunu belirtti.

Türkiye ile İran arasında uzun yıllara dayalı tatlı-sert bir ilişki var. Son dönemde yaşanan olaylar ışığında Türkiye-İran ilişkilerini nasıl yorumlamak gerekiyor?

Türkiye-İran ilişkileri Türk dış politikasının en problemli konularından birini oluşturmaktadır. Tarihsel bir perspektiften bakıldığında, iki ülke arasındaki problemlerin ideolojiler, rejimler ve liderlerin ötesinde, daha belirleyici bir biçimde “stratejik/jeopolitik” ve “kültürel/psikolojik” sebeplerden kaynaklandığı söylenebilir.

Türkiye-İran ilişkilerinde biri Sadabat Paktı ile başlayıp Bağdat Paktı, CENTO, RCD VE ECO çizgisinde devam eden siyasi ve ekonomik “iş birliği/uzlaşma” boyutu; diğeri genellikle Kürtler, rejim muhalifleri ve ideolojik meseleler üzerinden oluşan bir “rekabet/zıtlaşma” boyutu söz konusudur.

2017 yılında Katar Krizi, Kuzey Irak’ta bağımsızlık referandumu ve ABD Başkanı Donald Trump’ın iki ülkeyi de hedef alan Ortadoğu politikalarıyla “yakınlaşma” dönemine giren Türkiye-İran ilişkileri, Eylül 2020 tarihli 2. Karabağ Savaşı ile Türkiye’nin Güney Kafkasya’da artan etki ve gücü nedeniyle bir “uzaklaşma-zıtlaşma” dönemine girmiş gibi görünüyor. Bu uzaklaşma/zıtlaşmanın farklı bölgelerde yansımalarını görüyoruz.

Pentagon tarafından yayımlanan raporlara göre, İran destekli milisler Türkiye'nin Irak’taki faaliyetlerine karşı PKK kadrolarıyla iş birliği yapıyor. Türk mevzilerine yapılan saldırıların arkasında İran’ın olduğu belirtiliyor. İran’ın amacı ne olabilir?

İran’ın zaman zaman PKK ve bölgedeki uzantılarıyla bazen stratejik bazen de taktiksel iş birlikleri geliştirdiği biliniyor. Pentagon’un raporu ile bu bir kez daha teyit edilmiş oldu. Irak özelinde İran destekli Şii milislerin Türk askerine saldırmadaki motivasyonlarına baktığımızda şunları söyleyebiliriz:

Biden yönetimi ile İran arasında süren nükleer müzakereler nedeniyle ve Irak’ta hükümet kurma sürecinde yakın oldukları siyasi grupları zor durumda bırakmamak için ABD üslerine ve diplomatik temsilciliklerine uzun süredir büyük çaplı saldırlar düzenleyemeyen İran destekli Şii milisler, Irak’ın egemenliğini ve topraklarını savundukları iddiasını sürdürebilmek için Türk askerine saldırıları bir meşruiyet devşirme aracı olarak görmektedirler. Ayrıca Tahran yönetimi ve İran destekli Şii milisler Kuzey Irak’ta KDP (Kürdistan Demokrat Partisi) ile PKK arasında süren mücadelede KDP’yi zayıflatmak için bölgedeki müttefikleri KYB (Kürdistan Yurtseverler Birliği) ile birlikte PKK unsurlarını (YBŞ) desteklemektedirler.

Sincar bölgesi ayrıca Suriye’ye açılan kapı niteliğinde olduğu için, PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD/YPG ile ilişkisinin-koordinasyonunun kopmaması İran açısından önemli. Bu nedenle bu bölgenin TSK tarafından kontrol altına alınması İran açısından tercih edilir bir durum değil. Suriye ekseninde baktığımızda İran, PYD/YPG içindeki farklı fraksiyonlar olduğu için ABD karşıtı olabilecek grupları yanına çekmeye çalışmakta bu örgüt üzerinde etki kurmak istemektedir. Bu nedenle de bu örgüte yönelik Türkiye’nin operasyonlarına sert bir dille karşı çıkmakta, Türkiye’nin operasyonlarına karşı bu örgüte bazı destekler sağlamaktadır.

Afganistan ve Pakistan’dan gelen mültecilerle ilgili sosyal medyada yayılan görüntüler için de İran istihbaratı işaret edildi. Bu iddiaları gerçekçi buluyor musunuz?

İran’da kayıtlı 1,5 milyon Afgan göçmen söz konusu. Ayrıca kayıt dışı yaklaşık 1 milyon Afgan göçmenin daha bulunduğu tahmin ediliyor. O nedenle İran, Afgan göçmenlerin Türkiye’ye geçişi konusunda kendi yükünü hafifletmek için “göz yumma” politikası takip etmektedir.

Ayrıca göçmen meselesi Türk iç politikasında iktidar üzerinde bir baskıda kullanışlı bir araç olduğu için İran şu an AK Parti hükümetiyle arasındaki gerginlikte böyle bir kartı rahatlıkla kullanıyor olabilir.

Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’nın Suriye’den çekilebileceği konuşuluyor. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi halinde İran’ın tutumu ne olur?

Böyle bir senaryoda Rusya’dan boşalacak yerlere Şii milislerin yerleştirileceği, Esed yönetimine devredilmeyeceği konuşuluyor. İran, Lübnan’a giden hat üzerinde Suriye’nin demografik yapısıyla oynadığı gibi, Suriye’de bazı bölgelerin Şiileştirilmesi için de çok ciddi çaba sarf ediyor. Suriye’de İran’ın daha çok askeri varlığı konuşulsa da aslında İran kritik bölgelerde eğitim, kültür faaliyetlerine hız vermiş durumda.

Batı bloğu Ukrayna-Rusya savaşı nedeniyle enerji tedarikini güvence altına alabilmek için İran ile de çeşitli görüşmeler gerçekleştirdi. İran’ın Rusya’ya rağmen böyle bir iş birliğine gitmesi mümkün mü?

Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Avrupa ülkelerinin enerji portföylerini çeşitlendirmeye çalışacakları göz önüne alındığında, Rusya'ya yönelik yaptırımlar nedeniyle enerji piyasasında yaşanacak kayıpları ikame etmenin artık üç alternatifi vardır.

Birincisi, coğrafi uzaklığı ve Rusya'nın Suriye’deki askeri varlığı nedeniyle Avrupa'ya ulaşmakta pek çok sorunla karşı karşıya olan Suudi Arabistan ve Katar'ın enerji kaynakları mevcut alternatiflerden biridir.

İkincisi, Türkiye üzerinden boru hattıyla Avrupa'ya girebilecek Orta Asya ve Kafkasya enerji kaynaklarıdır. Ancak bu kaynaklardaki altyapı sorunları Rus enerji kaynaklarına alternatif olmasını zorlaştırmakta ve ayrıca Rusya'nın Kafkaslar ve Orta Asya'daki etkisi projeyi sürdürmeyi engellemektedir.

Üçüncüsü, İran'ın gaz ve petrol kaynakları, İran'ın Türkiye ve Suriye (ve Suriye'de Rusya) ile bölgesel etkileşimini gerektiren, Avrupa'nın enerji portföyünün bir dereceye kadar çeşitlendirilmesine katkıda bulunabilecek üçüncü modeldir.

Böyle bir zamanda İran gazını Avrupa'ya ulaştırmanın yolları aranabilir. ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları kaldırması elbette İran-Rusya stratejik ilişkilerine de zarar verecektir. Buna ek olarak, Rusya son on yılda askeri ve güvenlik konularında İran'ın stratejik bir müttefikiyken ekonomik rekabet stratejik ittifakı olumsuz etkileyebilir. Ayrıca eklemek gerekir ki, Avrupa’nın gaz tedarikinde İran’ı seçmemesi, İran’ın iki önemli rakibi Türkiye ve Suudi Arabistan’a önemli fırsatlar yaratacaktır. İran bu ihtimalden de çekinmektedir.

İran’ın nükleer çalışmalarında son durum nedir? ABD’nin bu süreçte alacağı tavır ne olur?

Rusya-Ukrayna savaşı öncelikli olarak İran açısından en önemli dış politika konusu olan nükleer müzakereleri olumsuz etkilemiştir. Viyana nükleer müzakerelerinde hazır bulunan Rusya ve ABD temsilcilerinden çelişkili ifadeler duyulurken, mevcut görüşmelerin seyrinin değiştiğini ve İran’ın Ukrayna krizi nedeniyle ABD-Rusya çatışmasının kurbanı olduğunu söylemek mümkündür. Daha önce nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak isteyen Rusya'nın pozisyonunda değişiklik olurken, Ukrayna kriziyle uğraşmak zorunda kalan ABD ve Avrupa’nınsa öncelikleri değişmiştir. Son gelişmeler dikkate alındığında nükleer konusunun İran kadar Batılı ülkeler ve Rusya için öncelik olmadığı bir gerçektir.

Moskova’nın, İran'la ilgili hesaplarını Ukrayna kriziyle hızla değiştirdiği ve mevcut durumda Batılı ülkelerin İran'la nükleer anlaşmazlığı çözmelerine izin vermeye niyetli olmadığı açıktır. Zira Moskova'nın Viyana'da anlaşmaya varma sürecini kesintiye uğratması doğaldır. Ukrayna krizi bittiğinde de Washington ve Moskova başta olmak üzere tüm taraflar yeniden müzakerelere başladığında Viyana görüşmeleri eskisinden daha karmaşık olacaktır.

Dolayısıyla Viyana görüşmelerinin tüm taraflar olmadan sona ereceğini -ki bu artık sadece İran'ın Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Çin ile anlaşması anlamına gelmiyor- tasavvur etmek kolay değildir. Bu kez Rusya ile Çin, ABD ile Avrupa arasında bir anlaşmaya varılması gerekmektedir. Bu nedenle Viyana'daki müzakereler çok daha zor olacaktır ve özellikle İran'ın pazarlık konusu olması ve hatta kurban edilmesi daha olasıdır.

Bölgesel güç rekabeti Türkiye-İran ilişkilerini nasıl etkiliyor? İran’ın coğrafyayı kontrol altına alma ihtimali karşısında Türkiye nasıl önlemler alabilir?

Türkiye ve İran tarihsel olarak yakın ortaklardan ziyade rakip olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Belli ekonomik ve güvenlik çıkarlarını paylaşsalar da, Ortadoğu'daki birçok alanda çıkarları çatışıyor.

İran’ın bölgesel güç olmasında mezhepçi politikaları ve rejim modeli engeldir. Ayrıca ABD ile arasında ontolojik düşmanlık devam ettiği sürece de bölgedeki etkisi sınırlı tutulacaktır. Fakat Türkiye hem demokratik modeli hem de yumuşak gücü ile bölgede daha büyük bir etkiye sahiptir. Şunu vurgulamak gerekir ki, İran kaostan beslenirken, Türkiye’nin etkisini arttırması için istikrara ihtiyacı vardır.

Dolayısıyla küresel güçlerin bölgedeki tercihleri de bölgesel düzeni doğrudan etkiliyor. Joe Biden’ın yeni politikaları ile, tabi başka nedenler de dahil olmak üzere, bir normalleşme sürecine giren bölge Türkiye için daha büyük kazanımlar getirecektir.