Dünyada Güncel Korona Virüs Verileri

Suriye'nin Kadirov'u kim olacak?

Suriye meselesi, Rusya açısından Suriye'nin Kadirov'unun kim olacağı, Türkiye tarafının bu isme bakış açısı ve İran'ın bu isme karşı geliştireceği tavırda düğümlenmiş durumda. Ayrıca Suriye'nin görünmez aktörleri konumundaki Suudi Arabistan ve Mısır ile sahanın dengeleyici unsurları konumundaki ABD ile İsrail'in rızası da önemli.

Suriye'nin Kadirov'u kim olacak?

Rus askeri doktrini ve stratejisi, bizim aynı zamanda milli derdimizdir. Moskova'nın doğal genişleme alanında bulunuyor oluşumuz, Rusların ulaşmak istediği pek çok kaynağın ya bizim üzerimizden ya da bizim de içerisinde bulunduğumuz güzergahlardan geçişi yahut Rusya ile aynı tencereden aynı çorbayı içme zaruretimiz, bizi aynı anda hem dost hem de düşman yapabiliyor. Tersi bizim için de geçerli çünkü Rusya'da onların bizim domatesimize muhtaç olduğundan daha çok muhtaç olduğumuz pek çok doğal kaynak bulunuyor.

Bugün Rusya'dan ya da Rusya'nın etkili olduğu bölgelerden Türkiye'ye sevk edilen doğalgaz olmasa herhalde kışı ayazda geçirme ihtimalimiz mevcuttur. Karşılıklı mutabakattan çok karşılıklı zaruretlerin belirlediği Türkiye - Rusya ilişkilerini anlamak için yine II. Dünya Savaşı sonrasına gitmemiz gerekir. Türkiye'den hem Boğazlar üzerinde imtiyaz hem de Kars ve Ardahan'ı isteyen dönemin Sovyetler Birliği, bu talepleriyle Türkiye'nin bugün içerisinde bulunduğu kıtasal güvenlik şemsiyesi altına girmesinin de asıl sebebi konumunda. Stalin'in II. Dünya Savaşı sonrası Amerikalılarla yürüttüğü müzakere kayıtlarında açık açık dile getirdiği üzere Sovyetler, 1945 şartlarında Türkiye - Rusya sınırlarının 1921 öncesine dönmesini istiyordu. Öyle ki Stalin'e göre Kars ve Ardahan Rus toprağı olduğu halde Türkiye bu şehirleri askeri cebirle ele geçirmişti. Mustafa Kemal ve Lenin arasındaki mutabakatın revize edilmesini istemek belki Stalin gibi bir lider için olağandı ancak diplomatik rasyonaliteyle alakası olmayan bu talepler Putin'in Türkiye politikalarının yakın geçmişte doğurduğu  sonuçlara kadar iki ülke arasına ciddi setler çekti.

Elbette Türkiye ile Sovyetler arasındaki anlaşmazlıkların mirası yalnızca Doğu Anadolu veya Boğazlar meseleri de değildi. Balkanlar üzerinde iki ülkenin farklı çıkarları vardı ve her ne kadar Moskova'nın Yugoslavya'ya menfi bakışından kaynaklı bazı benzerlikler gözlemlense de iki ülkenin Balkan perspektifi de oldukça ihtilaflıydı. Kafkasya bahsini tarihsel bir stratejik perspektifle ele alan Türkiye açısından Kafkas Müslümanlarının Rusya'dan kopuşu temelde Orta Asya ülkelerinin bağımsızlığı gibi mukadderdi. Hatta 1994 - 1996 yılları arasında Türkiye'nin Çeçenistan politikası bu stratejiden bariz izler taşımaktadır. Bugünün Türkiyesinin Suriye politikalarını anımsatacak şekilde Çeçenistan'a da Gürcistan üzerinden bir kapı açan Ankara artık pek gündemde olmasa da dünyadaki Çeçen nüfusunun önemli bir kısmına ev sahipliği yapmayı sürdürüyor. İki ülkeye dair bir ihtilaflar tarihi yazılacak olsa belki daha pek çok tarihsel veri sıralanabilir. Ancak bu kadarı bile iki ülkenin neden Ukrayna'da düşman, Suriye'de müzakere masasında ve Libya'da cephe savaşında olduğunu izah etmeye yeter.  Bütün bu hususlardan ötürü Moskova ile Ankara arasında ortak menfaatlerle muhtemel rekabetlerin çatışması yahut çakışması tarihin bu evresinde ve ABD stratejisi derin bir kriz içerisindeyken geniş bir coğrafya üzerinde oyunun şartlarını belirliyor. 

Şartların bugün iki ülkeyi getirdiği nokta ise Türkiye'yi bölgede kurmak istediği düzenden bir miktar taviz vermeye zorluyor. Suriye ve Irak'ta, Türkiye'nin Arap coğrafyasını tümüyle alternatif pazar haline getirebilmesine hizmet edecek yönetimlerin oluşumunu arzulayan Ankara gelinen noktada iki ülkenin Arap coğrafyasıyla Türkiye arasında set olmasını önleme derdinde. Öte yandan iki ülkede de mezhep temelli yönetimler yerine Ankara'nın da söz sahibi olabileceği çoğulcu yönetimlerin kurulması Ankara'nın stratejik çıkarları arasında. Ancak görünen o ki bu arzu da şimdilik gerçeğe dönüşmenin çok uzağında. 

Konuya Rusya zaviyesinden baktığımızda da çok farklı bir tabloyla karşılaşmıyoruz. Sovyetlerin dağılmasının ardından Rusya'da iktidara gelen Yeltsin'in Çeçenistan'da Çeçenlerle savaşması ve kaybetmesi Putin iktidarını doğuran ana amildi. Putin ise iktidara geldikten sonra Çeçenistan'da yeni dönemin dilini oldukça iyi kullandı ve 11 Eylül sonrası bütün dünyayı kasıp kavuran güvenlik paranoyasını Çeçenistan'da istediği barışı elde edebileceği savaşın manivelası haline getirdi. Kıdemli ve deneyimli bir eski istihbaratçının sahip olacağı cinsten bir akılcı savaş stratejisi geliştiren Putin, Çeçen etnisitesini tümden düşmanlaştıran bakış açısının yerine Çeçen toplumuyla Çeçen savaşçıları birbirinden ayıran bir retorik üretti. Baba Kadirov işte bu strateji ve retoriğin bakiyesiydi. Ancak iktidarda uzun süre kalamadan öldürüldü. Oğul Kadirov ise Rusya'nın Çeçenistan stratejisinin en uzun soluklu ürünü olarak hala iktidarda. Çeçenistan'da bağımsızlık savaşçılarının marjinalleştirilmesi, Çeçen toplumuyla bağlarının koparılması ve dünyada tanınırlığı bulunan Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti'nin yasal varlığının Dokko Umarov tarafından sonlandırılması merhaleleriyle gelişen Rus politikalarının bir benzeri bugün Suriye'de uygulanıyor. Rusya'nın Çeçenistan'da olduğu gibi Suriye'de de 'Sünni demografi' ile uzun süre savaşmak istemeyeceği anlaşılabiliyor. Zaten Beşşar Esed'in İran'a her geçen gün biraz daha yaklaşması, Rusya'nın Suriye'de toplumun ekseriyetini teşkil eden Sünnilerin iktidar değişimi talebini karşılamak istediğini işaret ediyor. Rus medyasının bu minvalde yayınladığı haberler, Muaz el Hatip ve benzeri bazı Suriyeli muhalif liderlerin özel görüşmelerindeki beyanları, Türkiye'nin Rusya ve İran ile yürüttüğü süreçte İran'ın da Esed konusunda eskisi kadar tavizsiz görünmemesi bu beklentileri doğrular nitelikte. Bununla birlikte Tahran'ın Suriye'de kendisinin de onaylayacağı bir alternatif ortaya çıkmadan Esed'i iktidarda tutmak istediği Şam'daki gelişmelerden anlaşılabiliyor. 

Şu durumda Suriye meselesi, Rusya açısından Suriye'nin Kadirov'unun kim olacağı, Türkiye tarafının bu isme bakış açısı ve İran'ın bu isme karşı geliştireceği tavırda düğümlenmiş durumda. Ayrıca Suriye'nin görünmez aktörleri konumundaki Suudi Arabistan ve Mısır ile sahanın dengeleyici unsurları konumundaki ABD ile İsrail'in rızası da önemli. İmkansıza yakın görünen şu fotoğraf için Suriye'de en uygun adaylardan birisi Ahmed el Carba. Bu öngörülerin gerçeğe dönüşüp dönüşmeyeceği bugün bilebilmek imkansız. Ancak Suriye'de farklı çıkarlara sahip zıt kutuplar için Carba, ideal bir geçiş formülü olarak öne çıkıyor. 

Suriye'de bugünden yarına bir değişimin gerçekleşmesi olanaksız. Öte yandan Suriye'de yarın savaşın bittiği ilan edilse dahi ekonomik, siyasi, askeri ve toplumsal enkazın kaldırılması en iyi ihtimalle orta vadede mümkün olacak. Hatta Suriye Ordusu'nun bildiğimiz anlamıyla tekrar bir ordu haline gelebilmesi ülkenin ekonomik şartları düşünüldüğünde belki uzun vadede bile çok zor. Belki silahlar, mühimmat ve ekipman yerine konulabilir ancak yetişmiş insan kaynağının önemli bir kısmını savaşta kaybeden Suriye'de göreve gelecek iktidarı bekleyen en büyük sorun güvenlik sorunları olacak gibi görünüyor. Bu zaviyeden bakıldığında da Ahmed el Carba, ülkeyi tekrar güvenli hale getirebilecek uluslararası bir barış misyonunun ülkede konuşlanması durumunda bütün tarafları konsolide etmeye namzet bir isim.

Peki Suriyeli muhalifler açısından Ahmed el Carba muteber bir isim mi? Daha da açık soracak olursak, Carba'dan Kadirov çıkarmak isteyen Rusya ile Carba'dan Aliya çıkarmak isteyen ABD'nin istekleri karşılanabilir cinsten mi? Bu ayrıca analiz edilmeye muhtaç. Eğer bu durum gereğince düşünülmez ve sadece uluslararası bir çözüm sürecinin ürünü olarak Carba öne çıkarsa, bu hamle sadece bir sonraki büyük savaşın hazırlık aşamasını uzatmaya yarayacak.

Editör Masası

Etiketler: Türkiye , suriye , rusya , iran , ahmet el carba