Sadr’ın seçimlerden çekilmesi Irak siyaseti etkiliyor mu?

Irak siyasetinin etkili isimlerinden ve mevcut parlamentodaki en güçlü grup olan Sairun Listesi’nin lideri Sadr'ın Ekim 2021’de yapılması planlanan erken genel seçimlere katılmama kararı alması, ülkede karışıklık getirtire bilir.

  • 30.07.2021, 14:41:48
  • Güncelleme: 1 saniye önce
Sadr’ın seçimlerden çekilmesi Irak siyaseti etkiliyor mu?

Irak siyasetinin en etkili isimlerinden ve mevcut parlamentodaki en güçlü grup olan Sairun Listesi’nin lideri Şii siyasetçi Mukteda es-Sadr 15 Temmuz’daki açıklamasında Ekim 2021’de yapılması planlanan erken genel seçimlere katılmama kararı aldığını belirtti. Kararın ardından hareket içerisindeki önemli isimler seçim yarışından çekildiklerini ilan ederken, Sadr’ı destekleyen hükümet yetkililerine rehberlik eden, parlamento blokunun günlük işlerini yöneten ve parlamentodaki süreçlerden doğrudan sorumlu olan Siyasi Komisyon da dağıtıldı. Batılılarca Irak siyasetinin “kingmaker”ı (iktidar belirleyen) şeklinde tarif edilen ve kısa bir süre önce seçimlerde başbakanlığa talip olduklarını vurgulayan Sadr’ın ansızın aldığı seçime katılmama kararı, Şii liderin Irak siyasetinde alışılageldik öngörülemezliğinin işareti olduğu gibi farklı siyasi ve toplumsal dinamikleri de ihtiva ediyor.

Elektrik krizi ve hastane yangınları

Kararın, 13 Temmuz’da Nasıriye’deki bir hastanenin Kovid-19 hastalarının bulunduğu koğuşunda çıkan yangında 92 kişinin hayatını kaybetmesinin ardından ve kavurucu sıcakların devam ettiği ülkede yaygın elektrik kesintilerinin yaşandığı bir sırada gelmesi tesadüf değil. Nisan ayında Bağdat’ta bir hastanede çıkan benzer bir yangında da 82 kişi ölmüştü. Sadr hareketi gerek elektrik kesintileri gerekse hastane yangınları nedeniyle Irak kamuoyu ve sosyal medyasında eleştirilerin odağına oturdu.

Sağlık ve Elektrik bakanlarının Sadr hareketine yakın isimler olduğu göz önüne alındığında son hadiseler hareketin yeteneklerini tartışmaya açtı. Bu bağlamda Sadr’ın kararı, toplumda giderek belirginleşen öfkenin teskin edilmesini ve yönlendirilmesini hedefleyen bir manevra. Her ne kadar yangından sonra Sadr hareketi üyesi olduğu bilinen Sağlık Bakanı Hasan et-Temimi istifa etse de Sadr’ın oluşan toplumsal kaostan en az hasarla çıkmaya ve tabanını mevcut öfkeye karşı korumaya ve konsolide etmeye çalıştığı anlaşılıyor.

Seçimlerin ertelenme ihtimali

Seçimlerin 10 Ekim’de yapılıp yapılamayacağına dair tartışmalar devam ederken, protesto hareketleri sonucunda ortaya çıkan bazı partiler, Sadr’ın ittifak ortağı Komünist Parti ve seküler Şii lider İyad Allavi gibi isimler de seçim güvenliği endişesiyle seçime katılmama kararı aldılar. Hükümetin seçimlerin zamanında yapılacağını vurgulamasına rağmen Sadr, hükümetin geri adım atıp atmayacağını test etmeye çalışıyor olabilir. Fakat hükümetin henüz bu konuda geri adım atmadığı görülüyor. Hatta Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği (IHEC) tarafından yapılan açıklamada, listelerdeki isimlerin ilan edilmesinin ardından seçimlerden vazgeçmenin mümkün olmadığına işaret edilerek bir anlamda Sadr’a meydan okunmuş oldu.

Öte yandan, Sadr’ın ani kararının arkasında protesto hareketleri sonucunda ortaya çıkan partilerin bazılarının seçime katılımı boykot etmesi de olabilir. Protesto hareketiyle ilişkileri son dönemlerde sorunlu bir zeminde ilerlese de Sadr, sokağın taleplerine elektrik ve sağlık krizlerinin yol açtığı öfkenin de eklenmesiyle yıpranan imajını seçime katılmama kararıyla telafi etmek istiyor. Siyasi geçmişinde sıkça yaptığı üzere mevcut boykot dalgasını da kaldıraç olarak kullanan Sadr, seçim yarışına dönmeden önce kartlarını yeniden düzenlemek için “geçici” bir geri çekilme yapmış da olabilir.

Seçim ittifakları

Sadr’ın seçim sonrası hükümet kurma sürecinde aradığı ittifakları bulamamış olma ihtimali boykot hamlesinde belirleyici olabilir. Nitekim başta Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) olmak üzere siyasi müttefik arayışında Sadr grubunun seçim sonrası için net bir ittifak ortaya çıkaramamış olabileceği düşünüldüğünde, Sadr’ın seçime katılmama kararı bir zaman kazanma hamlesi gibi görünüyor.

Ülkedeki Şii siyasi arena, Sadr taraftarları dışında İran yanlısı Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih İttifakı, Ammar el-Hekim liderliğindeki Hikmet Akımı, Haydar el-İbadi liderliğindeki Nasr Bloku ve Ekim 2019’da başlayan protestolarla ortaya çıkan güçler arasında şu anda dört ana eksene bölünmüş durumda. Bu noktada Sadr’ın Şii gruplar arasındaki rakiplerinin güçlü bir pozisyona sahip olduğu görülüyor. Özellikle Sadr ile karşı karşıya gelen İran yanlısı Şii hareketlerin güçlü bir pozisyona sahip olduğunu söylemek yanlış olmaz. ABD’nin muharip güçlerini çekme kararı aldığı bir sırada İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ve Devrim Muhafızları İstihbarat Şefi Hüseyin Taib’in Irak’ı peş peşe ziyaretleri İran yanlısı milislere açık bir destek anlamına geldiği kadar seçimlerle de ilişkili adımlar. Nitekim boykot kararıyla Sadr’ın İran’ın etkinliğine karşı kart atmış olabileceği söylenebilir. Bu bakımdan Şii gruplar arasındaki rekabetin önümüzdeki süreçte daha da kızışabileceğini söylemek mümkün.

Sadr siyasi manevralarda maharetli

Sadr ülkedeki siyasi süreçleri yönetme/yönlendirmede ve kendi yöntemlerini dayatma konusunda oldukça mahir. Sadr hareketi, 2010’da ikinci Nuri el-Maliki dönemi, ardından 2014’te Haydar el-İbadi’nin seçilmesi ve 2018’de İran yanlısı Fetih İttifakı ile yaptığı koalisyonla başlayan Adil Abdulmehdi hükümeti ve ardından Mayıs 2020’de Mustafa al-Kazımi’nin başbakan olduğu son dört hükümetin oluşumunda belirleyici oldu. Bu nedenle Sadr’ın hem iktidar hem de muhalefette etkili olması aşina olunan bir vakıa. Zira Sadr siyasi krizlerde zaman zaman geri çekilme hamlesine başvuruyor ve sonrasında geri dönüyor. Nitekim 2005 ve 2014 seçimleri öncesinde çekilme kararları alan Sadr kısa bir süre sonra bu kararlarından geri dönmüştü. Yine Sadr 2007’de ABD birliklerinin geri çekilmesi konusundaki belirsizlik nedeniyle Maliki hükümetinden desteğini çekmiş, Maliki de 2008 yılında Sadr’ın Mehdi Ordusundan yüzlerce savaşçının öldürüldüğü bir baskına öncülük etmişti. Sadr, 2014’te Maliki’nin devrilmesinde de etkili olarak Haydar el-İbadi’nin iktidara gelmesinde belirleyici olmuştu.

Sadr 2014’te siyaseti bıraktığını açıklayarak kısa bir şok etkisi yaratsa da bir yıl sonra bakanlarını İbadi hükümetinden geri çekerek korunaklı Yeşil Bölge’yi basmaya ve parlamento binasını işgal etmeye yönelik bir muhalefet kampanyası başlattı. Hükümette Sadr yanlılarına dört önemli bakanlık tahsis edilmesine rağmen, 2019’da başlayan protesto hareketlerine destek vererek Abdulmehdi’nin devrilmesinde önemli rol oynayan Sadr, protesto eylemelerine verdiği desteği de ani bir kararla geri çekmişti. Hatta “mavi şapkalılar” adı verilen Sadr taraftarları protestoculara şiddet uygulamıştı. Yine Sadr, Abdulmehdi’nin ardından Kazımi’yi desteklese de hükümetten desteğini çekme kartını kullanmaktan geri durmadı. Bu bağlamda, aldığı son kararla Sadr, Irak siyasetindeki belirleyici güç imajını taraflara tekrar göstermek istiyor.

Mobilizasyon gücü

Sadr’ın babası Büyük Ayetullah Muhammed Sadık es-Sadr, Sünni lider Saddam Hüseyin’e karşı Irak’ın ezilen Şii çoğunluğunun muhalefetine önderlik etti ve 1999’da rejim tarafından öldürüldü. Babasının mirasını siyasi hayatı için temel alan Sadr, 2003’te milis gücü Mehdi Ordusunu kurarak, ABD işgaline karşı büyük bir direniş sergiledi. Bu süreçte pek çok lider ülkeden kaçarken Sadr’ın Amerikan işgaline karşı direnmesi popülaritesini pekiştirdi. Normal şartlarda siyasi manevraları bu denli ölçülemez olan bir liderin uzun ömürlü bir siyasi hayatı olması beklenemez. Buna rağmen Sadr, babasının şehir varoşlarında 1990’lı yılların başında geniş sosyal ağını kullanarak başlattığı sosyal hizmet faaliyetleriyle oluşturduğu zemini bugün de mobilize etme konusunda epey başarılı. Nitekim 2018 seçimlerinde bu mobilizasyonun neticesinde en güçlü grup olarak parlamentoya girmeyi başardı. İstediği an yüzbinlerce taraftarını sokağa dökebilme gücüne sahip olan Sadr, toplumsal desteğini ve mobilizasyon gücünü rakiplerine karşı etkili kullanıyor.

Nitekim bu mobilizasyon yeteneğiyle Sadr hareketi 2018’den bu yana Irak devlet aygıtının neredeyse her alanında hegemonya kurdu. Hareketin üyeleri İçişleri, Savunma ve İletişim Bakanlıklarının yanı sıra petrol, elektrik ve ulaştırma kurumlarına, devlet bankalarına ve hatta Irak Merkez Bankasındaki pek çok pozisyona yerleştirildi. Öyle ki son üç yılda bakanlıklardaki yaklaşık 200 pozisyona Sadr taraftarlarının yerleştirildiği iddia ediliyor. Bununla birlikte Sadr’ın stratejik bir tavırla daha çok hizmet bakanlıklarını alarak, hizmet üzerinden bir taban kazanmaya çalıştığı da görülüyor. Bu nüfuz, hareketin ekonomik kaynaklara erişiminin önünü açtığı gibi bürokratik olarak da karar verici rolünü pekiştiriyor. Yani Sadr hareketi bugün devlet mekanizmasındaki derin devlet gibi. Nitekim bunu Sadr’ın üst düzey siyasi temsilcisi Nassar er-Rebii, “Bugün her devlet kurumunda görev yapan Sadrcılar var” ifadeleriyle özetliyor.

Bu halk desteği, tarihsel miras ve siyasetteki etkinlik Sadr’ı diğer Iraklı liderlerden ayırdığı gibi kararlarında cesur davranmasını da sağlıyor. Nitekim Irak’a müdahaleleri nedeniyle İran, ABD, İngiltere ve Körfez ülkelerine sert tepki gösterebilen Sadr, aynı zamanda Suudi Arabistan’ı ziyaret eden birkaç üst düzey Şii liderden biri olabiliyor veya gergin ilişkilerine rağmen İran’da uzun zaman geçirebiliyor. Ayrıca, beklenmedik tavırlarına rağmen, Irak milliyetçiliği nedeniyle de ciddi beğeni topluyor. Özellikle ABD veya İran tarafından desteklenen Irak hükümetlerinden ayrı bir pozisyon alarak kendi çizgisinde ısrarı da popülerliğine katkı sunuyor. Nitekim Sadr hem ülkedeki reformları hayata geçirebilme hem de İran destekli milislere karşı koyabilecek bir lider olabilme yeteneğinin farkında. Bu nedenle seçimlere katılmama kararıyla da “bensiz seçim olmaz” mesajı vermeye çalışıyor.

Seçimleri ne bekliyor?

Mevcut tabloda ülkenin en etkin siyasi figürlerinden Sadr’ın seçimlere katılmama kararı alması, Şii temsiliyetinin zayıflayacağı anlamına geliyor. Bu durum, seçime katılımın ve dolayısıyla halk desteğinin düşük kalması nedeniyle seçimlerin meşruiyetine gölge düşürecektir. Nitekim 2018 seçimlerinde katılımın yüzde 45’te kalması meşruiyet tartışmalarına yol açmıştı. Yani seçimlerin akabinde oluşacak herhangi bir hükümet kompozisyonu halkın önemli bir kesimini temsil etmeyecek. Nitekim Başbakan Kazımi’nin Şii bloklarla yaptığı görüşmede Sadr hareketinin katılımı olmadan seçimlerin olamayacağını belirttiği iddia edildi. Bu yüzden seçimlerin ertelenmesi, şimdilik zor görünüyor olsa da, muhtemel.

Öte yandan, parlamentoda Sadr blokunun yokluğu önümüzdeki siyasi sürecin felci anlamına gelmese de siyaset sahnesini daha karmaşık hale getirecek. Çoğu aktör seçimlerin ertelenme görüşünü benimsemese de Sadr hareketinin katılmadığı bir seçim siyasi alanda büyük bir boşluk yaratacak. Bu bağlamda Sadr’ın kararından en fazla İran yanlısı grupların yararlanacağı ortada. Zira İran yanlısı Fetih İttifakı 2018 seçimlerinde en fazla oyu alan ikinci grup olmuştu. Sadr hareketinin seçime katılmaması ve seçim sonrası mezkûr aktörlerin belirleyici konum elde etmeleri Sadrcı kitlelerin muhalefet olarak sokağa dönmesini beraberinde getirebilir. Özellikle 2019’dan itibaren devam eden protestoları temsil eden bazı partilerin seçim boykotu da dikkate alındığında Irak sokaklarında tansiyonun daha da yükselmesi kuvvetle muhtemel.
 

  • Kaynak: AA