Dünyada Güncel Korona Virüs Verileri

Feministler, Çin'in Uygur kadınlarına reva gördüğü zulme neden sessiz?

Her yaştan milyonlarca Uygur kadını, Çin idaresindeki toplama kamplarında çürürken, çocuklar ebeveynleri hayatta olmalarına rağmen annelerinden zorla ayırılarak Çin devlet idaresindeki yetimhanelere yerleştiriliyor.

Feministler, Çin'in Uygur kadınlarına reva gördüğü zulme neden sessiz?

Feminizm çok fazla şey ifade eden bir hareket. Kadın ve erkeklerin eşit hak ve fırsatlara sahip olması gerektiği inancı ve kadın hakları ve menfaatleri adına düzenlenen faaliyetler, herhangi bir toplumun sağlığı için hayati öneme sahiptir.

İçinde bulunduğumuz modern dünyada, Batı toplumları güncel sorunlarla birlikte artabilecek feminist problemleri ortaya çıkarmak için her politikayı, her ifadeyi, her hukuki vakayı dikkatle inceliyor.

Eleştiririz ve toplumsal zaferlerden mutluluk duyarız, organize olur ve savunuruz. Kadınlar için eşit fırsatlar ve daha güvenli bir dünya elde etmek için böylesi bir adanmışlık takdire şayan olsa da, hareket eleştirisi, kadın hakları ihlalleriyle dolu ortamlar yaratan bölgelerde jeopolitik kaygılar üzerine doğrudan yorum yapmak istemiyor gibi görünüyor.

Dünyadaki kadın haklarını anlamak için görünenin ötesine bakmalı ve olağanüstü bir kavrayışla gerçeği ortaya çıkarmak için kazmalıyız. Yaşadığımız ülke sınırları içerisinde ütopik bir toplum yaratmayı arzu etsek de dünyanın dört bir yanındaki kadınların açıkça başına gelen iğrenç şeyleri bilmeden de olsa görmezden gelmek sorun yaratabilir. Özellikle Çin'de Uygur kadınlarının ve diğer yabancı ülkelerin işgal ettiği topraklardaki kadınların mevcut durumu, dünyanın büyük ölçüde sessiz kaldığı dehşet verici bir durumdur.

Çin hükümeti tarafından Sincan Uygur Özerk Bölgesi olarak adlandırılan Doğu Türkistan’daki kadınların dinlerini yaşamaları, anadillerini konuşmaları ve çocuklarına istedikleri ismi vermeleri yasaklanmıştır. Müslüman olduklarını belli eden kıyafetler giymeleri engellenen kadınların kıyafetleri çoğu zaman daha açık Batılı tarz kıyafetlere benzemesi için yetkililer tarafından zorla kesilmektedir. Adaptasyon için bu yüzeysel gerekliliklerin ötesinde Uygur kadınları aynı zamanda tecavüz, “beyin yıkama”, zorunlu kısırlaştırma ve hayal bile edilemeyecek türden başka istismarlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu suçların faili ise Çin hükümetinin ta kendisidir.

Her yaştan milyonlarca Uygur erkeği ve kadını, Çin devlet idaresindeki nöbetçi kuleleri ve krematoryumlarla dolu toplama kamplarında çürürken, milyonlarca kişi de tesisleri izinsiz terk edemedikleri, gerçek birer köle olarak hizmet ettikleri fabrika işlerine gönderiliyor. Çocuklar ebeveynleri hayatta olmalarına rağmen annelerinden zorla ayırılarak Çin devlet idaresindeki yetimhanelere yerleştiriliyor. 

Kamplardan kaçan kadınlar, ruh hallerini değiştiren ve regl olmalarını engelleyen bilinmeyen ilaçları kullanmaya zorlandıklarını belirtiyor.

En kötüsü de Çin, Uygurları gözetlemek için uzun süredir devam eden komşuları kullanma politikalarını güçlendirdi ve yeni değişiklikler başlatarak bu tür politikaların amacını daha da öteye taşıdı. Komunist Parti üyeleri, hükümet tarafından aileyi denetlemek üzere “çifte akraba” programı kapsamında Uygur evlerine taşınmaya teşvik ediliyor.

Bu durum, kocası toplama kamplarında veya Çin hapishanelerinde olan çoğu kadın için cinsel istismara açık ortamlar yaratıyor. Komünis Parti üyelerin çoğu, kadınların yataklarını paylaşıp fotoğraf ve video çekiyor.

Çin, Uygurlara 'Kuşak ve Yol Girişimi’ni teşvik ederken bir yandan da Uygurları asimilasyona zorlama, bölgeyi kolonileştirme ve kaynaklarını kullanma stratejilerinin bir parçası olarak, Uygur kadınlarını Han Çinlisi erkeklerle evlenmeye zorluyor. Bu, Uygurların soyunu “ıslah etmek” amacıyla tüm bir kadın ırkının hükümet destekli kitlesel tecavüze uğramasından başka bir şey değildir.

Uygur kadınları, artık Uygur bebeklerini doğuramaz. Böylece artık yeni Uygur kuşağı kalmayacak ve Çin hükümetinin sistematik soykırımı adeta oto-pilot seviyesinde hayata geçirmişcesine Uygurların soyunun sonunu getirmeyi hedefliyor.

Modern Çin kültürü, yasalar uyarınca kadınlar için eşit koruma sağlayan, özgür ve eşit bir ortam sağlar. Bununla birlikte Batıdaki özgürlük kavramının ve bunun Çin’de dâhil olmak üzere Asya ülkeleri üzerindeki etkisinin, birçok kişinin toplumsal haklardan eşit ölçüde yararlanması gerekliliğini insanlara kanıksattı.

Öte yandan Doğu Türkistan’daki Uygur kadınları söz konusu olduğunda Çin’de genç kuşaklar arasında modern olarak kabul edilen ateist, zevk odaklı bir toplum tarzında yaşamayı seçmeyen birçok kişinin cinsel açıklığa zorlandığının görüyoruz. İronik bir şekilde Çin’in kendi genç kuşağı için, böylesi bir serbestiyeti devlet yetkilileri tarafından batının kendi öz kültürlerine verdiği zarar sonucu ‘’ahlaki çöküş’ ’olarak görmelerine rağmen, Çin hükümetinin kendi komünist rejimlerine potansiyel “tehdit” olarak gördükleri kadınların dindarlığını test etmek için kullanmayı tercih ettiği bir davranış standardıdır. Bu küçük testleri reddedenler radikal dinciler olarak sınıflandırılıp toplama kamplarına gönderilmektedir.

Yüksek sesle konuşan az sayıdaki cesur vatandaşın aile üyeleri çoğu zaman akıl almaz sonuçlarla karşı karşıya kalmakta. Aile üyeleri ortadan kayboldukça, akrabalarının kamp kurbanı olması korkusuyla, yurtdışındaki savunma çabaları içindekilere de açık bir misilleme eylemi olarak, güçlü kadınların tutuklandıkları örneklerini görüyoruz: Sevdikleri ve halkı için yüksek sesle konuşmayı seçen Uygur kadınları ve onların bu çabaları cezalandırılıp büyük ölçüde göz ardı ediliyor. Burada durup insan sormadan edemiyor:

Müslüman kardeşlerimiz nerede? Kendilerini insan hakları savunucusu ilan eden Hollywood ikonları nerede? Feministler nerede? Uygurlara yönelik bu savaş aynı zamanda kadınlara karşı da vahşice bir savaş olarak yürütülmekte değil midir?

Çin Komünist Partisi’nin kültürel asimilasyon için bir araç olarak kullanılan ve Çin hükümeti tarafından “aşırıcılığı önleme” olarak adlandırılan bu yaygın istismar politikalarından edindiği ekonomik kazançlar oldukça önemli ve göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaşmış vaziyette.

Uygurlu kadınlar özelinde bütün bir kadın ırkına köle gibi davrandıklarından, dünyanın dört bir yanındaki kadınların Uygur kadınlarının hak ettiği gerçek saygı ve onurlu yaşamları savunmak için anlamlı, fedakâr bir şekilde bir arada olma zamanıdır.

Çin’in bu istismar sistemini destekleyenlere müsaade etmedeki suç ortaklığının üzerine giderek, feminist hareketin gerçek amaçlarının zafer kazanmasına olanak sağlamalıyız.

Birleşmiş Milletler, özgür dünyanın liderleri sessiz kaldı ve Hollywood, kendi sektörünün Çin piyasasının kendisine sağladığı muazzam desteğiyle dönmesine izin veriyor.

Onlar ruhlarını satabilirler, fakat kadınların ruhu güçlüdür ve sonunda hakikat muzaffer olacaktır.

Görüş: Rushan Abbas (Uygurlar ve diğer Türk halklarının insan haklarını ve demokratik özgürlüklerini savunan kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan Uygurlar için kampanya yürütme Direktörüdür.) 

Kaynak: www.bitterwinter.org / Haberin orjinali için buraya tıklayın

Mütercim: Hasan nurhan Çelik

*Bitterwinter adlı websitesinden, aslına sadık kalınarak tercüme edilen bu makale, ortadoguhaber.com sitesinin editöryal görüşünü yansıtmamaktadır

Etiketler: Uygur Türkleri , Toplama Kampları , Çin zulmü , Feministler , Kadın Hakları