Asya'da güç dengeleri belirginleşiyor! Japonya, ABD ve Güney Kore'den nükleer adım

Japonya, ABD ve Güney Kore, Çin'in baskısını artırdığı Tayvan Boğazı'nda istikrarın korunması ve Kuzey Kore'nin nükleerden tamamen arındırılması konularında yakın iş birliğinin sürdürülmesinde anlaştı.

Asya'da güç dengeleri belirginleşiyor! Japonya, ABD ve Güney Kore'den nükleer adım


ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman ve Güney Kore Dışişleri Birinci Bakan Yardımcısı Choi Jong Kun ile Tokyo'da bir araya gelen Japonya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mori Takeo, bölgesel gelişmeleri ele aldı.

Kuzey Kore'nin nükleerden arındırılmasına yönelik yakın iş birliği yapılmasında mutabakata varan taraflar, Washington'un Pyongyang yönetimi ile bu konudaki diyalogları sürdürmesine yönelik yeni öneriler sunma kararı aldı.

Tayvan Boğazı'nda barış ve istikrarın korunmasına yönelik iş birliğinin altının çizildiği görüşme sonrası düzenlenen basın toplantısında konuşan Sherman, uluslararası hukuku baltalayacak olası hareketlere ortak şekilde karşı çıkılacağını söyledi.

Sherman, "Ülkelerin ABD'nin menfaatlerine karşı gelecek ya da müttefiklerimizi tehdit edecek hareketlerde bulunması halinde omuz omuza vererek bu meydan okumaları cevapsız bırakmayacağız." diye konuştu.

Kuzey Kore ile olası diyalog fırsatlarına değinen Sherman "ABD, Kuzey Kore ile ilişki kurmaya hazır olduğuna yönelik net tavır aldı. Onlar da bunu biliyorlar ve olumlu yanıt vereceklerini umuyoruz. Biraz sabır göstermeliyiz." dedi.

Sherman, "Ülkelerinin daha parlak geleceğinin, Kore Yarımadası'nın nükleerden arındırılması dahil bu müzakerelere katılmaktan geçtiğinin farkına varacaklarını ümit ediyoruz. Üçlü dayanışmamız Kuzey Kore'ye oldukça kritik mesaj veriyor." ifadelerini kullandı.

Üçlü zirvenin bölgesel ilişkilere katkı sunduğuna dikkati çeken Mori de üçlü ilişkileri daha yakın ve daha geniş çaplı hale dönüştürmek için çaba göstereceklerini söyledi.

Görüşmede yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile iklim değişikliği dahil küresel sorunlara karşı da ortak hareket edilmesi çağrısı yapıldı.

Japonya Dışişleri Bakanlığına göre Çin'in Doğu Çin Denizi'nde statükonun tek taraflı değiştirilmesine yönelik girişimlere karşı çıkan taraflar, "Serbest ve Açık Hint-Pasifik" vizyonunun hayata geçirilmesi için yakın iş birliği mesajı verdi.

Görüşmede ABD ve Güney Kore, Kuzey Kore tarafından alıkonulan Japonlar konusunda Tokyo hükümetini desteklediğini açıkladı.

Kyodo ajansı, Ekim 2017 sonrası bakan yardımcılarını ilk kez buluşturan görüşmenin, Ocak 2021'de göreve gelen ABD Başkanı Joe Biden yönetimi için "Asya'daki güvenliğin sağlanması ve Çin'in kontrol altında tutulması" niteliği taşıdığını bildirdi.

Çin- Tayvan anlaşmazlığı

Çin'de İkinci Dünya Savaşı'nın ardından çıkan iç savaşta Mao Zedong liderliğindeki Çin Komünist Partisinin (ÇKP) 1949'da iktidarı ele geçirmesi ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ilan etmesi üzerine Çan Kayşek liderliğindeki Çin Milliyetçi Partisi (Kuomintag) üyeleri, Tayvan'a yerleşip 1912'de kurulan "Çin Cumhuriyeti" iktidarının Ada'da devam ettiğini ileri sürerek bağımsızlık ilan etmişti.

Bu girişim Çin tarafından kabul edilmese de Tayvan temsilcileri, 1971'e kadar Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunda Çin'i temsil etmişti. 1950'ler ve 1960'larda çok sayıda ülkenin diplomatik ilişki tercihini Çin Cumhuriyeti'nden Çin Halk Cumhuriyeti'ne çevirmesinin ardından, 1971'de BM Genel Kurulunda yapılan oylamada Pekin hükümetinin Çin'in tek meşru temsilcisi kabul edilmesiyle Tayvan'ın uluslararası örgütlerdeki konumu belirsiz hale gelmişti.

Pekin yönetimi, "Tek Çin" ilkesini benimseyerek Çin'i uluslararası toplumda sadece kendilerinin temsil ettiğini savunuyor ve Tayvan'ın dünya ülkeleriyle müstakilen diplomatik ilişkiler kurmasına, BM'de ve diğer uluslararası kuruluşlarda temsil edilmesine karşı çıkıyor.

Pekin’den “Tek Çin” vurgusu 

Pekin yönetimi, "Tek Çin" ilkesini benimseyerek Çin'i uluslararası toplumda sadece kendilerinin temsil ettiğini savunuyor ve Tayvan'ın dünya ülkeleriyle müstakilen diplomatik ilişkiler kurmasına, BM'de ve diğer uluslararası kuruluşlarda temsil edilmesine karşı çıkıyor.

ABD ile Kuzey Kore arasındaki nükleer müzakereler

ABD Başkanı Donald Trump ile Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, ilk kez 12 Haziran 2018'de Singapur'da bir araya gelmiş, Kore Yarımadası'nın nükleer silahlardan arındırılması ve kalıcı barışın sağlanması konusunda mutabakata varmışlardı.

İki lider, 26-27 Şubat 2019'ta Vietnam'da bir kez daha görüşmüş ancak zirve beklenenden hızlı şekilde ve anlaşmasız sona ermişti. Son olarak 30 Haziran 2019'da Kuzey ve Güney Kore arasındaki silahsızlandırılmış bölgede görüşen iki lider, nükleer müzakere sürecini sürdürme kararı almıştı.

İki ülke arasında Ekim 2019'da İsveç'te yapılan çalışma düzeyindeki toplantılar, Kuzey Korelilere göre Amerikalılar "eski tutum ve tavırlarını" devam ettirdiğinden dolayı kesilmişti.

Kuzey Kore Baş Müzakerecisi Kim Myong Gil, ülkesinin Stockholm'deki büyükelçilik binasının önünde yaptığı açıklamada, "Müzakereler beklentilerimizi karşılamadı ve kesildi." ifadesini kullandı.

ABD'nin müzakere masasına yeni bir şey getirmeyerek adeta eli boş geldiğini öne süren Kim, bu durumun rahatsızlık verici olduğunu söyledi.

Ayrıca Kim, ABD tarafının esneklik göstermediğini, daha önceki tutum ve görüşlerinde ısrar ettiğini kaydederek, "Bizi hayal kırıklığına uğrattılar ve müzakere masasına hiçbir şey getirmeyerek hevesimizi söndürdüler." yorumunda bulundu.

'Soğuk Savaş' ABD-Çin ilişkisini tanımlıyor mu?

"Soğuk Savaş" nitelemesi yüzeysel olarak uygun görünebilir, ama bu tanım ne kadar işe yarıyor? Orijinal Soğuk Savaş'ta Sovyetler Birliği ve müttefikleri dünya ekonomisinden yalıtık durumdaydı ve katı ihracat kontrollerine tabiydi. Çin ise tersine küresel ekonominin temel taşı ve ekonomisi ABD ekonomisi ile iç içe geçmiş durumda.

Orijinal Soğuk Savaş'ın, özellikle silah ve uzay yarışı bakımından önemli bir teknolojik boyutu olsa da, ABD-Çin arasındaki bugünkü rekabet, yapay zeka ve 5G gibi, toplumlarımızın bugün ve gelecekte işleyişi bakımından temel teknolojileri içeriyor.

Bugünkü küresel bağlam da farklı. Soğuk Savaş'ta dünya iki durağan kampa bölünmüştü ve önemli bir bağlantısızlar bloku da vardı (Batı bunu daha çok Sovyet yanlısı olarak görmüş olsa da). Bugün ise çok kutuplu bir dünyadayız, ama liberal dünya düzeninin kurumları hiç olmadığı kadar tehdit altında. Bu da Çin'in kendi dünya görüşünü empoze etmek istemesinde kaldıraç rolü oynuyor.

Ancak Soğuk Savaş modeli temel bir açıdan büyük tehlike de oluşturuyor.

Soğuk Savaş, iki tarafın da birbirinin meşruiyetini kabul etmediği, sıfır toplamlı bir siyasi mücadeleydi. ABD ve Sovyetler Birliği doğrudan çatışmaya girmemiş olsa da, dünyanın birçok yerinde vekalet çatışmalarında pek çok insan öldü. Son tahlilde, bir taraf yenilgiye uğramış oldu: Sovyet sistemi tarihin dalgasında savrulup gitti.

ABD-Çin rekabetinin de bu katı ideolojik çerçevede değerlendirilmesinin iki tarafta da yanlış hesaplara yol açacağına ve özellikle Pekin'e olası bir yenilgiden kaçınmak için yıkıcı potansiyeli olabilecek yollara başvurma nedeni sunabileceğine dair endişeler de dile getiriliyor.

Ayrıca Çin, Sovyetler Birliği de değil. Ondan çok daha güçlü. Sovyetler Birliği dorukta iken GSYH'si ABD'ninkinin yüzde 40'ı düzeyindeydi. Çin ise 10 yıl içinde ABD'nin düzeyine ulaşmış olacak. Çin, ABD'nin 19. yüzyıldan beri karşılaştığı en güçlü rakip. Ayrıca önümüzdeki uzun yıllar boyunca da yürütülmesi gereken bir ilişki olacak.

Günümüzde rekabetin özü böyle. Klişeler ve yanlış tarihsel kıyaslamalar bir kenara bırakılmalı. Bu "İkinci Soğuk Savaş" değil, ondan çok daha tehlikeli.

Çin birçok bakımdan ABD'nin düzeyinde bir rakip. Henüz küresel bir süper güç olmasa da, Çin'in kendi güvenliği bakımından en önemli gördüğü alanlarda ABD'nin askeri rakibi konumunda.

Stratejik rekabet yönetimi

Başkan Biden'ın Çin sorunu karmaşık bir sorun. Biden'ın dış politika hedefleri, Pekin'e birbiriyle çelişkili farklı yaklaşımları gerektiriyor. Bir yandan iklim değişikliği ve Asya-Pasifik bölgesinde istikrar sağlama konusunda işbirliği yapmayı umarken, daha adil ticaret uygulamaları, demokrasi ve insan hakları gibi konularda Çin'e nasıl baskı yaparsınız? Bu tümüyle stratejik rekabet yönetimi ile ilgili olacak.

Rekabetin özelliği ne göz ardı edilmeli ne de olduğundan büyük gösterilmeli. Yükselen Çin ve düşüşe geçmiş bir ABD klişesinde de tüm klişeler gibi belli bir doğruluk payı var. Ama olayın tümü bundan ibaret değil.

ABD, Trump dönemi kaosundan kurtulup kendi demokrasisini yeniden canlandırabilecek mi? ABD dünya sahnesinde güvenilir bir aktör olarak geri döndüğü konusunda müttefiklerini ikna edebilecek mi? Kendi eğitim ve teknoloji tabanını hızla genişletebilecek mi?

Pekin ise birçok bakımdan erken davranıp Washington'ın önüne geçti. Ama otoriterliğe kayması ekonomik gelişimini köstekleyecek mi? Çin yavaşlayan bir ekonomik büyüme ve yaşlanan nüfus ile baş edebilir mi? Komünist Parti, Çin toplumunun sadakat ve desteğini uzun vadede koruyabilecek mi?

Çin'in birçok güçlü yanı olduğu gibi zayıflıkları da var. ABD'nin ise zayıflıkları büyük ama aynı zamanda dinamizme ve kendisini yeniden keşfetme kapasitesine sahip. Ama Covid-19 salgınının gösterdiği gibi, Çin'de olan bir şey sadece Çin'i etkilemiyor. Çin, hepimizin yaşamını etkileyen bir dünya aktörü.

Kemerlerinizi bağlayın! Zorlu bir yol var önümüzde ve daha yeni başlıyor.

 

ortadoguhaber.com / AA

Etiketler: ABD , Çin , Küzey kore , Güney kore , Japonya