Suudi Arabistan ve BAE bozulan imajlarını spor yatırımlarıyla düzeltmek istiyor

Suudi Arabistan ve BAE, son dönemdeki uygulamalarıyla artan insan hakları ihlallerinin yanı sıra siyasal ihtiraslarını gündemden düşürmek için ‘sportwashing’ olarak bilinen sportif yatırımları kullanarak imajlarını düzeltme yöntemini kullanıyorlar.  

  • 01.05.2020, 14:43:13
  • Güncelleme: 1 saniye önce
Suudi Arabistan ve BAE bozulan imajlarını spor yatırımlarıyla düzeltmek istiyor

Arap ülkelerinin futbola yoğunlaşan ilgisi Avrupa’nın 5 büyük liginde çoğunlukla memnuniyetle karşılanırken, son zamanlarda ‘sportwashing’ denilen bir kavramla eleştirilmeye başlandı. Bu kavram, insan hakları sicili bozuk olan petrol ve doğalgaz zengini Arap ülkelerinin siyasal ihtiraslarına yönelik hedefleri için milyonların spor tutkusunu kullanarak dünya kamuoyunda bozulan imajlarını ve kaybolan itibarlarını düzeltmek için kullanılıyor. Son dönemde Suudi Arabistan’ın veliaht prensi Muhammed bin Selman’ın Newcastle United’ın yaklaşık yüzde 80’lik kısmını satın almak istemesi Arap ülkelerinin spora olan bu ilgisini yeniden gündeme taşıdı.

Arap dünyasının futbola ya da daha geniş anlamda spora olan ilgisi yeni değil. Gerek Avrupa’nın 5 büyük futbol liginde kulüp satın alarak ya da sponsor olarak, gerekse önemli tenis organizasyonları ya da F1 Racing gibi organizasyonlara evsahipliği yaparak bu ilgilerini gösteriyorlar. Genel olarak Arap dünyasından önemli başarılara imza atan spor kulüpleri ya da organizasyonlar görülmüyor. Bununla birlikte özellikle belirli bir yaşın üzerindeki şöhretli futbolcuları kendi liglerinde büyük paralar ödeyerek seyrediyorlar. Spora olan bu yatırımları karlı bir iş alanı olarak görüyorlar, ancak daha da önemlisi bu yatırımları siyasal ihtiraslarına yönelik hedefleri ve bozulan imajlarını düzeltmek için kullanıyorlar.

Arap ülkelerinin spora ilgisi artıyor

“Abu Dhabi Birleşik Yatırım ve Gelişim Grubu” (ABUG) olan grubun sahibi Birleşik Arap Emirlikleri Şeyhi Mansur bin Zayed al Nahyan Manchester City’nin çoğunluk hisselerini 2009 yılında tam 265 milyon dolar ödeyerek almıştı. Aynı grubun İtalya’nın Inter takımı ile de sıkı bağları mevcut. Şeyh Mansur bin Zayed Al Nahyan’ın 32 milyar doların üzerinde serveti olduğu tahmin ediliyor. Nahyan, daha sonra Manchester City'nin yüzde 13'lük hissesini Çin şirketleri CMC ve CITIC'den oluşan konsorsiyuma aynı paraya sattı.

Birleşik Arap Emirlikleri ayrıca FIFA’ya yıllık 25 milyon pound karşılığı, Arsenal’e stadyumun isim hakkı için 2021 yılına kadar 357 milyon pound karşılığı, AC Milan’a göğüs reklamı için yıllık 15 milyon pound karşılığı, Real Madrid’e yine göğüs reklamı için yıllık 25 milyon pound karşılığı sponsor oldu. Rapucom araştırmasına göre Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) forma sponsorluğunda 2005'ten bu yana zirvede olmayı sürdürüyor. BAE şirketleri sadece 2014 sezonunda İspanya, Almanya, İngiltere, İtalya ve Fransa'da 120 milyon euro harcama gerçekleştirdi.

Kuveytli Al-Hasawi ailesi İngiltere’nin köklü kulüplerinden Notthingham Forest’i satın alırken, iddialara göre kulübün 90 milyon euroyu bulan borçlarının büyük kısmını kapattı. Birleşik Arap Emirlikleri’nden MARYA isimli yatırım şirketinin sahibi Hasan Abdullah Muhammed İsmaik ise Almanya’nın 1860 Münih kulübünün %49’luk hissesine sahip olmak için 18 milyon euro ödedi.

Qatar Airways (Katar); 2022 FIFA Dünya Kupası, Qatar Masters golf turnuvası, EuroHockey Avrupa Şampiyonası, ülkedeki majör sürat botu, tenis ve kriket turnuvalarının partneri. Etihad Airways (Katar); eski adıyla Melbourne yeni adıyla Etihad Stadı isim hakkı sahibi, Formula 1 Abu Dhabi Grand Prix’i ana sponsoru, Manchester City’nin stat ve göğüs reklamı sponsoru.

Fransız Paris Saint-Germain'in (PSG) başkanlık koltuğunda da Nasser Al Khelaifi oturuyor. Al Khelaifi, Neymar'a ödediği 213 milyon euro bonservis bedeli ile de futbol tarihinin en pahalı transferine imza attı.

BAE ve Suudi Arabistan’ın insan hakları sicili bozuk  

Petrol ve doğalgaz zengini Arap ülkeleri spor kulüplerine, spor organizasyonlarına ve önemli sporculara yatırımları daha çok bir halkla ilişkiler faaliyeti olarak görüyor ve uyguluyorlar. Çünkü bu ülkelerin önemli bir kısmı otoriter rejimler tarafından yönetiliyor ve insan hakları sicilleri oldukça kötü. Kendi halklarına karşı müsahamasız ve baskıcı olabilen Arap ülkeleri, özellikle Batı dünyasına karşı iyi bir imaj çizmek istiyorlar. Elbette, bu kolay olmuyor. Çünkü, bu ülkelerin nasıl çelişkili bir tutum içinde oldukları dünya kamuoyu tarafından iyi biliniyor.

Katar’ın barışçıl politikaları ve insan haklarına saygılı duruşuna karşın son dönemlerde özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın bozuk sicillerini düzeltmek için sporu kullandıkları yönünde yoğun bir eleştiri var. Cemal Kaşıkçı’nın ölüm emrini verdiği iddiaları güçlenen Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın İngiltere’nin köklü kulübü Newcastle United’ı satın almasına bu yüzden büyük bir tepki var. Cemal Kaşıkçı’nın Türk nişanlısı Hatice Cengiz’in avukatları Premier League yönetimine bir mektup yazarak, Muhamed bin Selman’ın bu kulübü satın almasının İngiliz futbolunu lekeleyeceğini dile getirmişti. Muhammed bin Selman, Suudi Kraliyet ailesi içindeki iktidar kavgası nedeniyle pek çok Suudi prensin mal varlıklarını gaspetmesi, bu prensleri bir otelde toplayıp işkence etmesiyle de gündeme gelmişti.

BAE kirli faaliyetlerini spor yatırımlarının arkasına gizliyor

BAE ise pek çok kirli operasyonu yürüten Muhammed Dahlan’a ev sahipliği yaparak, onu siyasal hedefleri için kullanıyor. Dahlan’ın 15 Temmuz darbe girişimi sırasında FETÖ terör örgütüne milyarlarca dolar para aktardığı gündeme gelmişti. BAE yönetimi, Suriye’de binlerce insanın katili durumundaki Beşşar Esed’e verdiği destekle de biliniyor.

BAE yönetimi son olarak Libya’da meşru Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne karşı bir iç savaş yürüten ve yaptığı insan hakları ihlalleri ile gündeme gelen Halife Hafter’e destek veriyor. BAE yönetimi, Hafter’e destek için spor dünyasındaki yatırımlarını kullanmaktan çekinmiyor. Geçtiğimiz günlerde Hafter’e destek istemek için Sudan’a bir ziyaret gerçekleştiren BAE Ulusal Güvenlik Danışmanı Tahnoun bin Zayed liderliğindeki heyet, bir Manchester City uçağı ile bu ülkeye gitmişti. Son olarak Türkiye Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamayla, BAE yönetiminin El Şebab örgütüne destek verdiğini gündeme taşıdı.

Özellikle insan hakları sicilleri olan Arap ülkeleri yöneticilerinin siyasal ihtiraslarına yönelik hedeflerini gerçekleştirmek ve kişisel imajlarını düzeltmek için kullandıkları sportif yatırımlar, Batı dünyasının iki yüzlü tavrı sürdükçe sorun olacakmış gibi görünmüyor.