İslam Medeniyeti'nin zirvelerinden Endülüs neden kaybedildi?

Gırnata’nın düşüşünün 530’uncu yıldönümünde bir makale kaleme alan Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Şeyban, Müslümanlar arasındaki sosyal ve siyasal ayrışmanın İslam dünyasını zayıf düşürdüğünü kaydetti.
  • 05.01.2022, 16:03:34
  • Güncelleme: 10 ay önce
İslam Medeniyeti'nin zirvelerinden Endülüs neden kaybedildi?

Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Lütfi Şeyban, Müslümanların Endülüs’ü kaybetmesiyle ilgili dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.

Şeyban, Derin Tarih dergisinin Ocak 2022 sayısının kapak dosyası için kaleme aldığı yazıda, “Endülüs’te adil ve etkili siyasetin gerçekleşmesi ancak yöneten-yönetilen ilişkilerinin, idarecilerle birlikte dinin, ahlâk ve hukukun temsilcisi konumundaki âlimler veya hukukçular ile yüksek kültürün temsilcisi konumundaki münevverler ve şairler tarafından sıkı tatbik ve teftiş edilmesiyle mümkün olabilmiştir” ifadelerini kullandı.

ENDÜLÜS'TEKİ SON MÜSLÜMAN DEVLET

Gırnata’nın düşüşünün 530’uncu yıldönümünde kaleme alınan yazıda, Endülüs’teki son Müslüman devlet olan Gırnata Nasrî Emirliği’nin 2 Ocak 1492’de Katolik Hristiyanlar tarafından ele geçirilmesi konusu işlendi.

Müslümanlar arasındaki sosyal ve siyasi gerilimlerin İslam dünyasını zayıf düşürdüğüne dikkat çeken Şeyban, İslam toplumunun dünya çapındaki hakimiyetlerinin zayıflamasının ve Müslüman devletlerde kalıcı istikrarın ve toplumsal adaletin kurumlar yerine büyük ölçüde kişilere bağlı oluşunun ciddi sorunlara sebep olduğunu kaydetti.

Şeyban, Derin Tarih’teki makalesinde, “Endülüs’te adil ve etkili siyasetin gerçekleşmesi ise ancak yöneten-yönetilen ilişkilerinin, idarecilerle birlikte dinin, ahlak ve hukukun temsilcisi konumundaki alimler veya hukukçular ile yüksek kültürün temsilcisi konumundaki münevverler ve şairler tarafından sıkı tatbik ve teftiş edilmesiyle mümkün olabilmiştir. Bu da ancak siyasi, idari, hukuki, dini ve iktisadi bütünlüğe sahip bir toplumsal yapı ya da düzenin kurulması sayesinde gerçekleşmiştir. Bu düzeni kurma işi ise neredeyse yalnızca en tepedeki idarecinin şahsi yetenek ve başarısına bağlı bir olguydu. Çünkü mesela Abdurrahman b. Muaviye’nin, ailesinden gelen tecrübesi ve toplumsal etkinliği sayesinde inşa ettiği toplumsal düzenin Mağrib, Maşrık ve Avrupa’da meydana gelen gelişmeler ve oralarda bulunan toplumlarla iletişim ve etkileşimler sayesinde gerçekleşen değişimini yönetmek, her siyasetçi için siyasî beceri isteyen oldukça zorlu bir işti” ifadelerini kullandı.