Suriye'nin başkenti Şam'da 2016 yılında hastaneye giderken 2,5 yaşındaki çocuğuyla alıkonulan Abir Um Hasan, "Beş kez sorguya alındım. Hamile olduğumu bildikleri halde işkence yaptılar. Sürekli darbedildim. Hamile bir kadının suçsuz yere alıkonulması en büyük savaş suçudur." dedi.

Suriye'de 11. yılına giren iç savaşın en büyük mağdurlarını çocuk ve kadınlar oluşturuyor.

Suriye İnsan Hakları Ağı verilerine göre, iç savaşta en az 1,2 milyon kişi rejim güçlerince alıkonularak çeşitli işkencelere maruz kaldı. Bunlardan en az 132 bininden hala haber alınamıyor.

Şamlı Abir Um Hasan da rejimin çeşitli güvenlik birimlerinde suçsuz yere tutularak işkence gören mağdur kadınlardan sadece biri.

39 yaşındaki Um Hasan, 2016 yılında hamile olduğunu öğrenince hastaneye gitti.

Um Hasan, başkent Şam'da güvenlik birimlerince, beraberindeki 2,5 yaşındaki oğluyla alıkonuldu.

4 ay boyunca başkentteki cezaevlerinde tutulan genç anne, rüşvet vererek serbest kalmasının ardından ailesiyle İdlib'e göç etti.

Um Hasan, serbest kaldıktan yalnızca bir hafta sonra Ammar adında bir erkek çocuğu dünyaya getirdi.

"Aklımda sadece oğlum ve karnımdaki bebeğimin durumu vardı"

Um Hasan, rejimin cezaevlerinde maruz kaldığı işkenceleri ve tanıklık ettiği savaş suçlarını İdlib'deki AA muhabirine anlattı.

Üzerinden yaklaşık 5 yıl geçmesine rağmen yaşadığı o günleri hafızasından silemediğini belirten Um Hasan, rejim zindanlarında uygulanan insanlık dışı suçları herkesin bilmesi için konuşmak istediğini söyledi.

Um Hasan, "Alıkonulduğumuzda çok korkmuştuk. Oğlumla birbirimize sarılmış ağlıyorduk. Sorguya ilk alındığımızda oğlumu tekmeleyerek benden ayırdılar. Onu kızların bulunduğu başka bir yere götürdüler. Oğlumun o anki çığlıkları halen kulağımda. O an sanki ruhum bedenimden çıkmış gibiydi." dedi.

İlk sorguyu unutmadığını kaydeden Um Hasan, "İlk sorguda oğlum yanımdaydı. Oğlum gördüklerinden çok korkmuştu, bağırıp çığlık atıyordu. Bağırdığı için bizi ayırdılar. Ondan sonra da onu göremedim. Her sorguya alındığımda aklımda sadece oğlum ve karnımdaki bebeğimin durumu vardı." diye konuştu.

"Sorguda kadınları çocuklarıyla tehdit ediyorlardı"

Fiziki işkenceler kadar ağır sözlü tacizlere de maruz kaldıklarını vurgulayan Um Hasan, "İstedikleri cevabı alamadıklarında tokat atıp, botlarıyla da belime temekler atıp ellerimin üzerine basıyordular. Oğlumu benden ayırdıklarında yıkılmıştım ve ne yapacağımı bilmiyordum. Hastalanmıştım ancak bize terörist muamelesi yaparak ilgilenmediler." ifadesini kullandı..

Um Hasan, cezaevine ilk girdiğinde yaşadığı şaşkınlığı şöyle ifade etti:

"Cezaevine ilk alındığımda neye üzüleceğimi şaşırmıştım. Kendimden zaten vazgeçmiştim. Benden koparılan oğluma mı yoksa karnımdaki bebeğe mi üzülecektim. Bizi nereye götüreceklerini de bilmiyordum. Beş kez sorguya alındım. Hamile olduğumu bildikleri halde işkence yaptılar. Sürekli darbedildim. Hamile bir kadının suçsuz yere alıkonulması en büyük savaş suçudur."

Um Hasan, sorgu sırasında kendilerine yöneltilen suçlamaları kabul etmedikleri sürece darbedildiklerini belirterek "Sorguda kadınları çocuklarıyla tehdit ediyorlardı. Bizim koğuşta bir kadın bu nedenle aklını yitirdi. Kadını bağırdığı için de sürekli dövüyorlardı." ifadelerini kullandı.

Sorgu sırasında gözlerinin bağlı olduğunu dile getiren Um Hasan, "Gözlerimiz bağlıyken sorgu sırasında bizi sürekli taciz edip işkence eden o kişiyi şu an görebilmek için her şeyimi verirdim. Sürekli benden bir şeyleri itiraf etmemi istiyordu. Sorguda sarf ettikleri sözler dayaktan daha aşağılayıcı ve zordu." dedi.

"Böbreklerim iltihaplanmıştı"

Um Hasan, yaşadığı acı ve korku dolu o günleri hala unutamadığını belirterek şöyle devam etti:

"Şam'da bulunan güvenlik birimlerindeki yoğun işkenceden ve yerlerde uyumaktan böbreklerim iltihaplanmış ve birçok hastalığa yakalanmıştım. İki kez hastaneye sevk edildim. Hastaneye ellerim kelepçeli şekilde götürüldüm. Muayene edilip tahlil yapıldıktan sonra doktor durumumun kötü olduğunu ve sağlıklı beslenmem gerektiğini belirtti."

Um Hasan, hamile olmasına rağmen farklı güvenlik birimlerinde tutulduktan sonra Şam'daki Adra Merkezi Hapishanesi'ne sevk edildiğini dile getirerek "Adra Hapishanesi'nden sonra terör mahkemesine çıkarıldım. Hakime sorguda beni işlemediğim bir suçla itham ettiklerini ve bana sürekli bir şeyi itiraf etmem için baskı uyguladıklarını anlattım. Sürekli tehdit edildiğimi söyledim. Ancak hakim beni salıvermek için 1000 dolar rüşvet istedi." şeklinde konuştu.

"Tuvalet sularından içiyorduk"

Güvenlik birimlerindeki yaşam şartlarının çok kötü olduğunu aktaran Um Hasan, "(Güvenlik birimi) Hatip biriminde kaldığımız hücrenin duvarlarına isimlerimizi yazıyorduk. Burada bizlere isimlerimiz yerine numaralarla hitap ediyorlardı. Dolaysıyla bizden sonra buraya gelenlere burada kaldığımızın mesajını veriyorduk. Tuvalet sularından içiyorduk." ifadelerini kullandı.

Tutuldukları küçük koğuşta onlarca kadının üst üste uyuduğunu dile getiren Um Hasan, "Koğuş çok küçüktü. Onlarca kişi vardı. Nefes bile alamıyorduk. Tutulduğumuz yer havasız ve karanlıktı. Hamile olduğum için bana daha zordu. Saatin kaç olduğunu, hangi günde olduğumuzu bilmiyorduk." ifadelerini kullandı.

Anne Um Hasan, serbest kaldıktan sonra daha önce ailesine teslim edilen evladına da kavuştu.